Türkiye’nin ilk siyasi mizah gazetesinin öyküsüdür izleyeceğiniz.
1946’da dönemin üç büyük edebiyat insanının (Aziz Nesin, Sabahattin Ali ve Rıfat Ilgaz) bir araya gelerek esip gürlediği, kısa ve çetin bir ömre sahip gazete. Dikkatinizi çekerim, siyasi mizah gazetesinin çıktığı dönem, bir tek parti iktidarı. Demokrasi henüz Türkçe bilmiyor yani. Bu yüzden, gazetenin çıkabilen sayılarına büyük bir şans addedilebilir. Döneminde yarattığı etkilere ve -mürekkep sahiplerinin hacminden olsa gerek- gazetenin akıl almaz mizahına belirli kaynaklardan ulaşabilirsiniz. İlk sayıda yayınlanan “Bir Dar Gelirlinin İstidadı (dilekçesi)” yazısının finalini sizlerle baş başa bırakıyor ve devam ediyorum.
Garîkî bahrî sefaletiz dahîlek yâ Recep Peker medeeed, medet!
(Sefalet denizinde batmışız, sana sığınıyorum ey Recep Peker medet. )
Açıklama: Bu ifade dönemin başbakanı Recep Peker’e yönelik bir sığınma çağrısıdır.
Garîkî bahrî îsyanım dahîlek yâ Resulullâh bir duadır.
(İsyan denizinde boğuluyorum/batmışım sana sığınıyorum ya Resulallah anlamındadır.)
Bugün ‘sahnedeki’ Marko Paşa’yı kendi aramızda laflayacağız.
Ahmet Sadi Özbudak’ın yazıp Emrah Eren’in yönettiği; Fatih Koyunoğlu, Erdem Akakçe ve Bülent Çolak’ın üç büyükleri ve ek olarak Haluk Yetiş, Mustafa Mim Uykusuz gibi tarihi karakterleri canlandırdığı “Meçhul Paşa: Bir Hınzır Neşriyat” adlı oyundan bahsediyorum.
Tiyatro Hayali’nin sahneye koyduğu oyunun müzikleri de Deniz Bayrak’a ait. Tabii oyun başlamadan Müzeyyen Senar ve çeşitli Klasik Türk müziği eserleri de dinleyeceksiniz orası ayrı. Meçhul Paşa, ismini kapatılan Marko Paşa gazetesinin ardılları Merhum Paşa ve Malum Paşa’ya atfen almıştır.
Şüphesiz, duygu geçişlerinin hızlı ve etkili yaşandığı; tarihsel öz anlatının yanında, kendi durduğu yerin de altını çizen bir oyun. Yetenekli dillerle somutlaşan tümceler, en arkadaki koltuklara dek derin bir etki bırakıyor. Fikrimce, seyircinin teveccühüne nail oluyor,zira bulunan her fırsatta bir alkış kopuyor. Bülent Çolak’ın imam taklidinin malum dizideki rolüyle benzerliği de arkadaşlarla ortak düşüncemiz. Şahsen salonda boş koltuk görmedim fakat bu ilgiye rağmen Ankara’da tek temsil yapmaları da garibimize gitmedi değil.
Eleştirilerimiz genelde salonun mimarına güzel dileklerle başlayarak, ses sisteminin yetersizliği üzerinden devam etti. Takribi 1500 kişilik salona tüm insanları 5 dakika kala almaları da tat kaçıran bir mevzuydu.
Gülmezsen Cehennemdesin!
Demokrasinin Türkçesinin bozuk olduğu günlerde yayıncılık kaygısı güden genç insanlar olarak söz konusu oyuna bir şans vermenizi şiddetle tavsiye ediyoruz. Sosyal medyasal bir iş birliği değil, samimi hislerimiz olduğunu da tekrar belirteyim. Hashtaglerinize ve kendinize mukayyet olun.
Sahi, sizce ayda insan var mı?
Kemal Şerif