18.yy. sonlarında Fransız ülkesinde aristokrat beylerimiz yakında kopacak fırtınadan bihaber şatolarını ihya ederken; topraksız, ekmeksiz, parasız, mülksüz ve birçok mahrumiyet eki ile tanımlanabilecek köylüler huzursuzken, yeni türemiş burjuvalar varlık beyanlarıyla ses yükseltirken bir de üstüne ekselansları yeni vergilerden mevzu bahis açınca olanlar oldu biliyorsunuz.
Tüm bu tantanaya 29 yaşında şahit olan Fransa’nın en asil isimlerinden birine sahip Henri de Saint-Simon ortaya çıkacak ve emek, yeni bir din, üretim, endüstri gibi kavramlarla ütopik – ideal bir toplum yaratmaya soyunacak, üretmeyi kutsallaştıracaktı. Filozofları, sanatçıları, bilginleri topluma rehber seçen; dogmanın yerini akla, metafiziğin yerini pozitif fikirlere ve soyla aktarılan ayrıcalıkların yerini emek ve üretime yani endüstriye bıraktığı bir dünyayı sistematikleştirecekti. Bir devir kapanmış, asırlık feodal sistem çökmüştü. Yenisini yaratmak aydınlara düşmüştü. Kendi tabiriyle:
“Eskiyle yeni bir arada yaşayamazdı.”
Devrinin bu enteresan adamı ileride sosyoloji ve ilmi sosyalizmin fikir babası olarak anılacak ayrıca ardında onun öğretilerini kutsallaştırıp din haline getiren bir okul bırakacaktı. Üstadın fikirlerini derleyip toparlamak, tezatları açığa kavuşturmak da bu kuruma kaldı. Fakat halefler selefin öğretilerinden yeni bir din ve kilise yaratacak, kendi içlerinde ayrılığa düşüp maneviyatı çok farklı yorumlayacaklardı. Şakirtler bu işin altından kalkabildiler mi ya da Luther gibi karşı çıktıklarından daha gerici ve yavan bir yapıya mı dönüştüler? Bu sorunun cevabı birçok otorite açısından, evet.
“Aslında bu okul günün sonunda mistik, romantik bir komedi olup çıkmıştır.” der Cemil Meriç
Kendisinin sıkı bir öğrencisi olan Auguste Comte ise günümüzde modern sosyolojinin kurucusu kabul edilir. Comte sonraları “Hiçbir borcum yok o adama, ondan hiçbir şey öğrenmedim.” diyerek aslını inkâr etse de Alexandre Dumas tarafından “politeknik okumuş Saint-Simon” olarak anılmaktan kurtulamamıştır. Tabii yine pek çok yazar Comte’un pozitif bilimler çalışmalarının özgünlüğüne dair hakkını teslim eder.
Comte açıklık, bilgi ve mantık sahibi idi fakat orijinallikten oldukça uzaktı. Ustası daldan dala farklı problemlere yeni çözümler üretip öylece yarım bırakırken, mevcut fikri derinleştirip diğer felsefi yaklaşımlarla birleştirme ve ortaya bir metodoloji koyma işi Comte’a aitti. Bu beraberlik fazla uzun sürmedi ve çırağın ustasına düzdüğü methiyelerin yerini küfürler aldı.
Yazımda bana temel bir kaynak teşkil eden Cemil Meriç’e göre ise Marx, bütün dünyaya yaydığı sistemini, Proudhon’laşmış bir Saint-Simon’culuğu genişleterek oluşturmuştur. Yani Saint-Simon’un asıl şakirdi ve halefi Marx’dır. Comte değil.
Saint-Simon’un kurduğu dünyaya ufak bir bakış atacak olursak; toplumu üreticiler ve aylaklar (bal arıları ve eşek arıları) olarak ikiye ayırmış, çalışmayı değil küçük görmek kutsal bir çaba olarak adlandırmıştır. Rousseau’nun bireyci toplumundan sosyal diye bahsettiği (sosyalizm kelimesi henüz ortaya çıkmadı) emekçi toplum yapısına geçişi anlatmıştır. Toplumu geniş bir üretim atölyesi olarak görür. Sosyal gerçeği yaratan üretimdir. İnsan; geçim kaynağından, yaşayış tarzına, eserlerine kadar her şeyi, hatta kendini bile kendisi üretir. Her nevi işi bir üretim olarak görür ve bunu toplumun tam merkezine koyar. Saint Simon’a göre dünya hürriyete doğru gitmiyor, gidemez de. Sebebi ise her geçen gün artan iş bölümü. Ona göre hürriyetin sosyal olmayan bir toplumda hiçbir önemi yoktur. Yoksulların elindeki tek hürriyet açlıktan ölme hürriyetidir. Bunun içindir ki çözüm:
“Hür olmak istiyorsak hürriyetimizi kendimiz yaratalım. Onu hiçbir zaman başkasından beklemeyelim.” sözündedir.
Saint-Simon sosyal gerçeği inceleyen ilme “insan ilmi”, “sosyal fizyoloji”, “hürriyet ilmi” demiştir. Fakat ‘Sosyoloji’ kelimesini Comte uydurmuştur.
“Toplumlar iki manevi güce boyun eğer, ikisi de aynı şiddettedir bu güçlerin, kâh biri baskın çıkar, kâh diğeri. Biri alışkanlık gücü, öteki yenilik özlemi. Alışkanlıklar belli bir zaman sonra zararlı olur, toplumun yeni ihtiyaçlarını karşılayamaz artık. Çünkü, bambaşka şartlar içinde doğmuşlardır. Yenilik özleminin kaynağı budur işte. Gerçek bir karışıklık, bir gerginlik yaratır bu ihtiyaç, toplum yeni baştan kuruluncaya dek sona ermeyen bir karışıklık”
(Sosyal Fizyoloji Üstüne – 1812)
“Her sosyal rejim bir felsefe sisteminin uygulanmasıdır.” der üstat Simon. Yani öncesinde bir felsefe sistemi kurulmadan toplum inşa edilemez, rejim değiştirilemez. Bu sebepledir ki hayatını, bahsettiği düşünce sistemini yeni baştan kurmaya adamıştır. Yeni bir din derken ahlakı ve erdemleri öncelemiş, toplumun reçetesini sevgi olarak açıklamıştır son yıllarında. Fizik, kimya, astroloji, felsefe, psikoloji gibi birçok alanda karışık fikirleri vardır fakat hepsi aynı beşikte büyür. Üstadın, uğruna servetini ve ömrünü adadığı felsefesi ise son sözlerinde gizlidir: Birbirinizi seviniz.
Kemal Şerif
Kaynakça:
Meriç, Cemil. Saint-Simon: İlk sosyolog ilk sosyalist. İstanbul: İletişim Yayınları, 2022.
Saint-Simon (1760-1825), The Founding Fathers of Social Science, (ed. Timothy Raison) Penguin Book, Harmondsworth, 1969.
İhsan Sezal, Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt: 4, Sayı: 2,(sf 239-244), Kasım 1983.