Az gelişmişlik yalnızca ekonomik veya teknolojik yetersizlik değildir, bir toplumun eleştirel düşünceye erişemediği, sorgulamadığı noktada başlar. Alper Canıgüz de Kafa dergisinin Aralık 2016 sayısında yer alan “Az Gelişmişlik Sektörü” yazısıyla bu konuya değiniyor.
“Biz halkı yargılamayız, onu veri kabul ederiz.” Canıgüz’ün yıllar önce bir reklamcıdan duyduğu kelimeler. Bu cümle her ne kadar pazarlama sektörünün, toplumun reklamlara ve pazarlama tekniklerine kanmasından faydalandığının bir itirafı olsa da kabul etmeliyiz ki oldukça zekice bir yaklaşımdır. Ne acı ki insanların tüketim şeklinden yararlanılarak ortaya çıkmış bu sistem zaman geçtikçe yalnızca reklam sektöründe değil siyasette de boy göstermiş.
Yaşamına dair bir fikri olmayan, hiçbir şeyi derinlemesine sorgulamayan, değişime açık olmayan, yalnızca olanı değil olabilecekleri de yorumlayabileceğini göremeyen ve ileriye dönük hayal kuramadığı için ilerleyemeyeni yönetmek zor değildir. Çünkü zaten onlara dayatılan sistemi sorgulamadan kabul edeceklerdir ve zaten önlerine konulana razı olmak üzere beklemektedirler.
Alper Canıgüz’ün metninin başında verdiği reklam örneğinden bahsetmek istiyorum sizlere. Tıraş kolonyasının kendi buluşu olduğunu iddia eden bir reklamcıyla arasında geçen konuşmada reklamcı -dermatologların yüze sürülecek bir ürün olduğundan dolayı sundukları önerinin aksine- kolonyanın alkol oranının düşürülmediğini çünkü insanların canı yanmazsa paralarının karşılığını aldıklarını hissetmediklerinden bahsediyor. Aslında bu tam da tüketici hareketlerinin bir veri olarak görülmesine ve bir nevi reklam stratejisinin manipülatif özelliğine kanıt olarak gösterilemez mi?
İşte var olanla idealin arasındaki farkı göremeyen ve içinde bulunduğu sistemi zihninin süzgecinden geçirmeyi bırakın o süzgece yaklaştırmayı bile düşünemeyen insanla tıraş kolonyasını sürdüğünde yüzünün yanmadığını gören ve o üründen vazgeçen insan aynı değeri temsil ediyor bu durumda.
İnsanlar ve zihniyetler aynen bu şekilde olduğunda sömürülmeye açıklardır çünkü zaten ortada tıraş kolonyasını yüzü yanarak kullanan insanlardan oluşan bir toplum mevcutken, iktidara gelmek için bir siyasetçinin yapacağı şey “pazarın kurallarına göre oynamak”tır. Toplum yapısı böyle olduğu sürece bu az gelişmişliği fırsat bilenler, bizden yararlanacak ve bir türlü vazgeçemediğimiz bu piyasa sistemiyle bizi yöneteceklerdir. Yani Canıgüz’ün de anlattığı gibi insan dönüp kendine bakıp da içinde bulunduğu yanlış ve yalanlar üzerine kurulu düzende nasıl yaşadığını ve buna nasıl izin verdiğini sorgulamadığı sürece düzeni kuranların izlediği yolu eleştirmesi bir işe yaramayacak, bir değişikliğe sebep olamayacaktır.
Toplum hatalar üzerine de, yalanlar üzerine de, doğruluk üzerine de kurulu olsa dinamik yapısından dolayı bir şekilde ilerliyor. İktidara göre, insanların cevabına ve hareketlerine göre biçimleniyor. Değişim belki uzun, zahmetli, uzaktan bakınca zor, hatta ürkütücü gözüküyor. Peki, “az gelişmişlik” nasıl gözüküyor?
Yazan: Derin Saraçoğlu
Kaynakça:
KAFA Dergisi, Aralık 2016, 28. sayı