Derin Saraçoğlu
Bence insanlar olarak biz, hayatın anlaşılmak üzerine yaşandığına dair bir yanılgı içindeyiz. Aslında çok normal. Çünkü her şeyin bir açıklaması olması gerektiğine inanıyoruz. Anlamlandıramadığımızdan korkuyoruz. Oysa hayat hissedilmek için var. Her düşüncemizi anlamlandırmaya ve her şeyi kontrol etmeye, durmadan bozuk olanı arayıp düzeltmeye çalışmakla çok vakit kaybettiğimizi düşünüyorum. Yaşadıklarımız, duygularımız ve düşüncelerimiz kelimelere sığmazken onları nasıl başı sonu olamayan soyut bir çerçeveye sıkıştırabiliriz ki?
Evet; zihnimiz, içinde yaşadığımız dünyanın karmaşıklığını hafifletmek istiyor. O çerçeveyi bulup, hisleri bir sebebe dayandırmaya çalışıyor. Ama bu zaten hiçbir zaman yeterli olmayacak çünkü hissettiğimiz hiçbir şey bu kadar basit değil. Bir şeyin bitişini anlamaya çalışırken örneğin, aslında tek hissetmemiz gereken kayıptır. Biz o boşluğu “neden”lerle doldurmaya çalışırız. Çünkü kayıp hissi insanı savunmasız bırakır ve sorunun peşinden gitmeye çalışmak bir savunma yolu gibi gelir. Ama bazen sana doğru gelen dalgaya karşı koymaya çalışmak yerine sadece kendini bırakman gerekir. Aşkı anlamak yerine âşık olmak, ölümü sorgulamak yerine yasa izin vermek, acıyı dindirmeye çalışmak yerine içinde var olmak...
Hissetmek yaşamın en dürüst hali. Hislerimizin üzerinde gerekçeler, kelimeler, arayışa dair hiçbir kılıf yok. Sadece o anda var oluyorlar. Nedenini düşünmek ise geçmiş veya geleceğe kaydırıyor her şeyi. Beni üzen bir şey olduğunda, neden o anda sadece üzüntüme odaklanmayayım ki? Niçin üzüldüğümü, bir dahakine ne yapsam üzüntüyü önleyebileceğimi mi düşüneceğim? Bunda hiçbir mana yok. Anlam sonradan da gelebilir ama o anda benim sahip olduğum tek şey şimdi. Gözümden akan gözyaşıyla baş başayım. İnsan olmanın en güzel yanı bence bu. Üzülüyorum, mutlu oluyorum; “öyleyse varım”. Hepsi benim. Ben; heyecanlarım, hatalarım, başarılarım ve pişmanlıklarımım. Sevdiğim şarkılar, yazdığım yazılar, güldüğüm şakalardayım. Bütün bunları ne kadar benimsiyorsam, ne kadar hissediyorsam o kadar canlıyım. Zaten hissettiğimiz her şeyin içinde de bir nebze hakikat yok mu? Bu yüzden hepsi bizim parçamız. Birini özlediğimizde bu sadece bir insanı özlemek kadar basit olmaz. O boşluğun içinde bir zaman, bir durum, hal, o zamanki bizden bir parça vardır.
Sürekli bir arayış ve anlama çabası içinde olmak çok yorucu. Bir tane hayatımız olduğuna ve sonsuza kadar da yaşamayacağımıza göre yolumuza çıkan her şeyi yutabiliriz bence. Geri adım olarak, sorun olarak gördüğümüz her şey biziz. Hisler anlık ve geçtiklerinde bizi, en iyi versiyonumuza bir adım daha yaklaşmış olarak bırakıyorlar. Kaçamayacağımız tek şey yaşadığımız süre boyunca kendimiziz. O yüzden vermeye çalıştığımız bütün anlamları ve aradığımız her şeyi kapsadığımızı kabullendiğimizde hayatın ne kadar yaşamaya değer olduğunu görebiliriz.