Yazan: Kemal Şerif
Başta Demokrasi olmak üzere başımıza türlü medeni belayı açan Yunan ülkesinde M. Ö 5.yy. dolaylarında ortaya çıkan usta bir komedya, günümüzden öz olarak farksızlığı ve durumun vahametiyle dikkat çekiyor.
Toplumun kendi kendini idare etme biçiminin henüz oldukça toy olduğu bu dönemde, yargıçlar kura ile seçilen 6000 vatandaştan bir grubun (eşek arıları) belirli bir süre vazife yapmasıyla belirleniyordu.
Aristophanes, Arkhon* Perikles döneminde memurlara belli bir maaş bağlanması ile adalet sisteminin fakir fukaranın geçim kapısı haline gelmesini, yargıçlık mesleğine takıntılı bir baba ve oğlu üzerinden alaya almıştır.
Parası olan yurttaşların adalet sistemini avam sınıfa teslim ettiği ilginç bir dönemdir bu. Üstüne yargıçların ödeneği artıp, Atina’da savcılık makamı da olmayınca isteyenin istediğini kendi istediği şekliyle suçlayıp mahkemeye verdiği ülkede, korkunç günler yaşanıyordu. İnsanlar kolaylıkla birbirlerini ajanlıkla, devlet düşmanlığı ve kral yandaşlığıyla suçlayıp acımasız hakimler tarafında ağır cezalara çarptırılıyorlardı.
Komedyada ise durum, artık mahkemede yatıp kalkmaya başlayan çatlak bir yargıç ve oğlu arasında geçer. Komedya, bir gün Bdelykleon’un(oğul) babasının evden çıkmasına izin vermemesiyle başlar. Bdelykleon, ihtiyarın çığlıkları kesilsin diye ev yapımı bir mahkeme kurmuş, üstüne peynir çalan köpeği sanık sandalyesine oturtmuştur. Köpeğe idam cezası verilse de oğlu köpeğin avukatlığını yaparak bir şekilde Philokleon’un(baba) elinden kurtarmayı başarır. Sonrasında oğlu babasını türlü şekilde eğlendirmeye çalışsa da kaba ve görgüsüz babasının rezillikleriyle oyun sonlanır.
Bu kısa komedya, bilinçli bir aydının kendi halkına mevcut vaziyeti haykırışıdır. ‘Gündelik zevklere dalıp adaleti liyakatsiz bir avuç soytarıya bırakmanız bizi uçurumun kenarına getirdi’ demenin tiyatral halidir.
Üstelik bir toplumun belkemiği diyebileceğimiz adalet mekanizmasındaki çürümeler, muhtemel sonu hazırlamak için tek başına bile yeterli olabilir. Ağır kararlarda oluşan haksızlıklar gelecek nesiller için bir Devr-i Sabık yaratabilir ve bu içinden çıkılamaz bir döngüye dönüştüğünde ortada sağlıklı bir topluluk görmek mümkün olmayacaktır.
Oyunda Philokleon’u oğlunun elinden kurtarmaya gelen ‘eşek arıları’ yani yargıçlar korosuna Bdelykleon şöyle cevap veriyor:
Koro:
Bir yere gitmeyiz buradan.
Senin zorun, başımıza zorba kesilmek.
Bizim işimiz de seninle pençeleşmek.
Bdelykleon:
İşte bu! Sizin işiniz gücünüz bu: Dört bir yanda zorbalık görmek Şunu bunu vatan haini diye damgalamak. Nedir bu zorbalık dediğiniz? Kırk yıldır adını bile duymamıştım: Oysa şimdi çarşıda pazarda Zorbalıktan başka lâf edilmiyor: Tuzlu balıktan ucuza satılıyor zorbalık. Canın sardalya yemek istedi, değil mi? Uskumru istemem diyemiyorsun balıkçıya; yoksa zorba damgasını yediğin gündür. Biraz kırmızı soğan istemeye gör: Zerzevatçı kadın kötü kötü bakar sana: Senin gönlünde zorbalık var, der: Kırmızı Soğancıları istemiyormuş Atina.
Bu yargılama oyunu size bir yerlerden tanıdık geldiyse ve günümüzdeki adalet sistemiyle benzerlikler kurmaya başladıysanız, yanılıyorsunuz. Şimdilerde bir vatandaşın yaftalanması, itibarının zedelenmesi, hapse girmesi çok aşamalı hukuki ve sosyal süreçlere bağlıdır. Fikir suçu ortadan kalkalı seneler olmuştur. Hele ki anayasamız, her zaman kitaplıkların baş köşesinde yerini alır ve her meselede kendinden sıklıkla bahsettirmeyi başarır. Anayasal hakkın diye her hakkını da harfiyen kullanmak durumunda değilsin ki canım!
Kimi mahkemelerde bağzı cübbelere düğme dikildiği veya heybetli adliyelerin önündeki Themis heykelinin elinde kepçe olduğu dedikoduları, gerçekleri çarpıtan kötü niyetli Aristophanes’in günümüz çocuklarıdır.
Astroloji ilmiyle davalara yön veren hakimler, üst mahkemeyi ciddiye almayan alt mahkemeler, seçilen fakat (herhalde tam seçilememiş olacak ki) meclis yerine cezaevinde ikamet eden vekiller, iddianamesiz tutuklu yargılanan muhalefet partisi genel başkanları, kimi zaman tutuklu kimi zaman tutuksuz yargılanan sayısız belediye başkanı ve esas oğlan: Turbun büyüğü, tatlı bir tebessümle atama heyecanından muaf halde bekleyen yeğenimtrak savcı adayları, anayasal hakkını kullanarak toplantı, gösteri ve protesto yürüyüşü düzenleyen ama hukuksuzca günlerce gözaltında tutulan hatta tutuklanan genç üniversiteliler…
Ve bunun yanında yüce devletimizin affına mazhar olan domuz bağcı terör yaşlıları, afet zamanı kendi halkına çadır satan ve aylarca görevde kalan vakıf başkanları, mafyadan 10.000$ aylık alan vekil, kendi bakanlığına yine kendi şirketinden mal satan ticari deha bakan, Bolu Kartalkaya’da ihmalden ötürü kaybedilen 78 can…
Kamu vicdanı ve masumiyet karinesinin cisimsiz isimlere dönüştüğü; ekranların, kitapların, gazetelerin karartıldığı, yargının bir sopa olarak hunharca kullanıldığı bütün bu katastrofik zamanlar antik çağların karanlığında kalmıştır. Yirmi altı yüzyıldır aynı eşikte olacak halimiz yok ya, daha neler!
Türk Yargısı büsbütün bir feraset ve dirayet içerisindedir. Adalet sistemimizin mensuplarının şeref ve haysiyeti hiçbir dünyevi mal ile takas olunamaz.
Esenlikler efendiler.
*Arkhon: oligarşik yönetici
“Kapıları bacaları kapayın salmayın siz beni mahkemeye suçlular beraat etsin anarşi hortlasın görün gününüzü” (Philokleon, Eşek Arıları–Ortaoyuncular/1986)
Bdelykleon:
Konuş konuşabildiğin kadar!
Er geç çıkacak meydana yüce tahtının
Bir oturak bile olmadığı