Ortadoğu, haritalarda çizilen sınırların, ideolojilerin ve inançların keskin bıçaklarla bölünüp parçalandığı, kartların sürekli yeniden dağıtıldığı bir coğrafya. Kudüs, bu bölünmüşlüğün en büyük sembollerinden. Yüzyıllardır süren çatışmalara, çözülemeyen kimlik mücadelelerine sahip olan bu şehirde, tüm bu karmaşadan uzak bir hareket kendine politik söylemlerin ötesinde yeni bir dil kullanıyor: yemek.
Chefs for Peace, bu toprakların çatışmalarındansa ortaklıklarını sessiz ama güçlü bir direnişle sunuyor. 2001 yılında Kudüs’te kurulan bu oluşum, farklı inanç ve etnik kökenlerden gelen şeflere aynı mutfakta yer veriyor.
Mutfak: Kimliğin Ötesinde Ortak Hafıza
Her toplumun geçmişi büyük ölçüde mutfağında saklıdır. Ortadoğu’da ise bu daha belirgindir. Falafel, humus, şakşuka… Hepsi hem Filistin hem İsrail mutfağında yer alır. Ancak sahipliği tamamıyla politiktir. Chefs for Peace, bu ortak yemekleri kimlik çatışmasından çıkarıp diyalog ve uzlaşma alanına dönüştürmeyi deniyor.
Mutfak sadece yemek yapılan bir yer değildir. Mutfak, bir hafıza mekanıdır. Birlikte çalışan şeflerin hikâyeleri birbirine dokunur ve travmalar konuşulmadan iyileştirilir. Tencerede kaynayan et değil, kolektif bir hatırlama ve yeniden kurma sürecidir.
Sessiz Diplomasi
Klasik diplomasi genellikle masada başlar, kalemle yürütülür ve anlaşma ile sonuçlanır. Ancak yumuşak güç unsurlarının –kültür ve sanat başta olmak üzere– rolü ülkeler arası ilişkilerde artmış durumda. Bu bağlamda, gastro-diplomasi adı verilen kavram, ulusların kültürel öğelerini yemek aracılığıyla tanıtmasına izin vererek yumuşak güç kazanması fikrine dayanıyor.
Chefs for Peace ise gastro-diplomasiyi yalnızca uluslararası tanıtım amacıyla değil, doğrudan çatışmayı kıran bir pratik olarak kullanıyor. Onların mutfağı temsil mekanı değil; doğrudan etkileşim yaşanan, kolektif üretimin yapıldığı, önyargıların parçalandığı bir alan.
Birbirini yıllarca kendi cephelerinden öğrendikleri kadar tanıyan şefler, aynı tencerede çalışırken mecburen birbirlerinin hikâyelerine dokunuyor. Mutfakta oluşan bu “zorunlu yakınlık”, yavaş yavaş dönüşüme yol açıyor. Birbirine bakamayacak kadar nefret eden insanlar, zamanla birlikte hamur yoğurmaya başlıyor. Bu belki de zamanımızdaki en büyük barış hareketlerinden biri: kelimeye ihtiyaç olmadan kurulan bir empati.
Barış Mutfakla Sağlanabilir mi?
Elbette hiçbir yemek, bir işgal veya savaşın doğrudan sona ermesini sağlayamaz. Ancak yemek, siyasetin o soğuk diliyle çözülemeyen meselelere sıcak bir alternatif sunabilir. Chefs for Peace ise bu sıcaklığı Kudüs’e, Ortadoğu’nun taş sokaklarına, kutsal topraklarına, gerilimin ortasına taşımaya çalışıyor.
Bu oluşumun insanlığa hatırlattığı şey ise aslında çok basit:
Açlık herkesin ortak acısıdır, yemek ise bu acının ilacı.
Eğer insanlar aynı mutfakta pişirip sohbet eşliğinde yemek yiyebiliyorsa, belki de barış içerisinde bir dünya da inşa edebilir.
Kaynakça
- Chefs for Peace Resmî Web Sitesi: www.chefs4peace.org
- WFP USA, “Culinary Diplomacy: The Power of Food as a Tool of Peace.” wfpusa.org