Yazar: Mülayim Sert
Chungking Express’i ilk izlediğim anda aşık oldum. Wong Kar-Wai tarafından yönetilen,
bu film benim için Hong Kong sinemasının başyapıtıdır. Kapitalizmin büyük hayalleri yerine, Hong
Kong’un kalabalığının içinde, sıkışık dükkanlarında, üst üste binmiş evlerinde sıradan insanların
normal bir aşk hikayesini izliyoruz. Bu filmde kimse WallStreet gibi yerlerde çalışmıyor, kimse bir
modele benzemiyor ve plazalarda konaklamıyor. Wong Kar-Wai tüm bu manzaranın üzerine doğal
rastlantıları ve eşyalarla kurduğumuz bağları işleyince sanki kendi yaşadığım hayattan bir kesit
görüyorum. Bir kalpkırıklığını tebessümle yansıtabilen nadir bir film ChungKing Express.
Film bize iki farklı polisin birbirinden bağımsız hikayelerini anlatıyor. Bu temelde filmi iki
perdeye bölmek mümkün. İlk perdede 223 numaralı polisimizin aşk acısına şahit oluyoruz. Film 223
numaralı polisin rastlantılara vurgu yapan cümleleriyle başlıyor: “Her gün birçok insan geçer gider
yanınızdan. Bazılarını hiç tanımayacaksınızdır ama bazıları günün birinde yakın arkadaşınız olabilir”.
223, Hong Kong’un kalabalık bir çarşısında suçlu kovalarken sarışın ve güneş gözlüklü kadınla
çarpışıyor. Elli yedi saat sonra çarpıştığında farkına bile varmadan geçip gittiği bu kadına aşık
olacaktır. Polisimiz, eski sevgilisi çok sevdiği için konserve ananas yiyor ancak kendince bir totem
yapmış ve son kullanma tarihi 1 Mayıs’ı geçen ananasları yemiyor. Bunu bize şöyle açıklıyor;
“Düşünüyorum da şu dünyada son kullanma tarihi olmayan bir şey var mı?”. Eski sevgilisi 1 Mayıs’a
kadar dönmezse aşkının da son kullanma tarihinin biteceğine inanıyor. Aslında gerçekten her şeyin bir
son kullanma tarihi vardır buna aşk da dahil. Sadece bazı şanslı kişiler için bu tarih yaşlılıktaki ölüm
oluyor. Son ananası yediğinde polisimiz “1 Mayıs’ın başlamasıyla anladım ki; May’in gözünde bir kutu
ananastan farksızmışım” diyor. İnsanın tarihinin dolduğunu kabullenmesi zordur. Sarışın kadınla
çarpışmalarının üzerinden 57 saat geçti ve polisimiz bir barda May’i unutmak için içiyor. Kendince bir
karar veriyor kapıdan giren ilk kadına aşık olacak. Kapıdan kovalamaca içindeyken çarşıda çarpıştığı
sarışın giriyor. 223 kadının yanına oturuyor: “Özür dilerim bayan, ananas sever misiniz?”, galiba
alışkanlıkların son kullanım tarihi aşktan biraz daha uzun. Pek de muhatap olmadan sadece yan yana
içiyorlar. Kadın kendini toparlayamayacak kadar sarhoş oluyor ve polisimiz onu evine götürüyor. Bu
hızlı tüketilen bir hollywood aşkı değil; kadını yatırdıktan sonra polisimiz yemek yiyor ve sabaha kadar
uyumadan iş saatini bekliyor. Gün doğduğunda işe gitmeden önce uyuyan kadının sadece
ayakkabılarını çıkarıyor. “Annem der ki bir kadın topuklularla uyursa ayakları şişermiş”. Polisimiz
ağlamamak için vücudunda su kalmadığına inanıncaya kadar koşmak gibi bir inanca sahip. Sabahın
köründe, yağmurun altında ciğerlerini patlatırcasına koşuyor. Derken telefonu çalıyor ve oda
arkadaşının doğum gününü kutladığı haberini alıyor. Aslında 1 Mayıs hem aşkının son kullanım tarihi
hem de polisimizin doğum günü. Bu anı hayatının sonuna kadar hatırlayacağına söz veriyor. “Eğer
hatıralar kutulanacak olursa, umarım onların son kullanma tarihi olmaz”.
Filmimizin ikinci yarısında 223 numaralı polisimiz dönercinin önünde kolasını
yudumlarken orada çalışan Faye ile çarpışıyor. Faye altı saat sonra başka birine aşık olacak. Böylece
ikinci yarıya yine bir rastlantı sonucu geçmiş oluyoruz. Arkada The Mamas and The Papas grubundan
California Dreamin’ çalıyor. Film boyunca bu şarkıyı Faye ile özleştiriyoruz. Bu seferki polisimiz 663
numaralı. Faye’nin çalıştığı dönerciye her gün şef salatası almaya geliyor. 663’ün eski sevgilisi şef
salatasına bayılan bir hostes. Faye, 663’ü ilk gördüğünde pek ilgilenmiyor ve dükkanın içinde son sesCalifornia Dreamin’ dinlemeye devam ediyor. Öyle ki birbirlerinin dediklerini bile zor duyuyorlar.
Faye, 663’ün “Burada yeni misin?”, “Seni daha önce hiç görmedim?” gibi sorularına bile cevap
vermiyor hatta suratına bakmadan müziğe başıyla ritim tutmaya devam ediyor. Ancak bir soruya cevap
veriyor:
-Gürültülü müzikten mi hoşlanıyorsun?
-Evet, ne kadar yüksekse o kadar iyi. Beni düşünmekten alıkoyuyor.
-Düşünmeyi sevmez misin? Ne seversin sen?
-Öğrenince sana da söylerim. Peki sen ne seversin?
Polisimiz, Faye’nin kulağına eğiliyor: “Şef salatası”.
Her akşam gelip şef salatası alan 663’ün eski sevgilisi için bunu yaptığının Faye de farkında. Ancak bir
gün polisimiz balık ve patates almaya karar veriyor. Bu sahnede Faye ve 663 ilk kez bakışıyorlar.
Sonraki akşam polisimiz yine geliyor ve sadece kahve istiyor. Tezgahtar, kız arkadaşına ne almak
istediğini soruyor. 663 arkada tezgahı temizleyen Faye’nin duyabileceği bir sesle “O gitti, dedi ki yeni
bir şeyler denemek istiyormuş. Sanırım haklı da. Yemekte olduğu gibi erkekte de bir sürü seçenek var”
diyor. Bu saatten sonra Faye’yi polisimizin dikkatini çekebilmek için çabalarken görüyoruz. Derken bir
gün hostes sevgili geri dönüyor ve Faye’nin çalıştığı dükkana 663 için bir ayrılık mektubu ve evinin
anahtarını bırakıyor. 663 mektubu almak istemiyor. Ardından yönetmen bize 663’ün eski sevgilisini
düşünerek eşyalarla kurduğu bağı gösteriyor, polisimiz oyuncaklarıyla konuşuyor, havlusuna
“Ağlamayı kesmelisin. Ne zamandır ağlıyorsun? Güçlü olmalısın” diyor, aslında muhatap aldığı havlu
değil kendisi. Aynı zamanda 663’ün evinin anahtarını ele geçiren ve adresini öğrenen Faye bu bağı
kırmaya çalışıyor. Eve gizlice girip eşyaları yeniliyor, konservelerin ambalajlarını karıştırıyor,
oyuncakları yeniliyor ve evi temizliyor. Bir gün Faye yine polisimizin evine giderken kapının önünde
karşılaşıyorlar. Faye birisine balık getirdiğini söylüyor ve polisimiz onu dinlenmesi için içeriye davet
ediyor. Polis teype bir cd koyuyor. California Dreamin’. Faye bu cdyi polisimizin evinde kendisi
unutmuştu. Adamın farkedeceğini düşünüyor hatta belki de fark etmesini istiyor ve soruyor “Sen de mi
bu şarkıyı seviyorsun?” ancak polisin ağzından dökülen kelimeler Faye için tam bir hayalkırıklığı:
“Ben değil eski kız arkadaşım unutmuş olmalı”. Faye tekrar soruyor:
-Cidden bu şarkıyı mı seviyor?
-Evet.
Bir hayalet muamelesi görmek acıdır, Faye’nin suratında bunu görüyoruz ve düşünüyor: “Merak
ediyorum da, uyurgezerlik bulaşıcı mıdır?”. Artık Faye’nin fark edilme zamanı geldi ve başka bir gün
yine gizlice polisin evindeyken bu sefer yakalanıyor ancak bir şekilde kaçıyor. Ertesi gün 663, Faye’nin
çalıştığı tezgaha geliyor ve eski sevgilisinin günler önce bıraktığı mektubu soruyor. Hiç dinlemek
istemediği bir müziği dinleyen Faye utana sıkıla mektubu veriyor. Ardından 663 yarın akşam için ona
bir çıkma teklifinde bulunuyor: “Saat 8’de California Restoran’da seni bekleyeceğim” ve ardından
Faye’nin cdsini uzatıyor “Bu şarkı sana göre değil işte cd’ni al”. Polis cd’nin Faye’ye ait olduğunu
ancak onu evinde yakalayınca fark edebildi. Birbirine zıt duygular yaşatabilecek bir durum. Faye çok
seviniyor bu sahneyi görenler mutlu bir son beklentisine giriyor. Ancak hatırlatmak isterim bu bir
hollywood filmi değil. Faye buluşmaya gitmiyor. Peçeteye çizdiği bir yıl sonrasına ait olan bir uçak
biletini zarfın içinde 663’e yolluyor. Polisimiz yağmurlu bir gecede zarfı çöpe atıyor ancak merakı
üstün geliyor ve çöpten aldığı zarfı kurutuyor. Bayıldığım bir finale geliyoruz. 1 yıl sonra Faye çalıştığı
dükkana dönüyor, onu saçlarını uzatmış ve hostes kıyafetleri içinde görüyoruz. Elindeki valizdenanlaşılan o ki bir yolculuktan dönmüş. Dükkanın içinden California Dreamin’ çalıyor. Faye içeri
girdiğinde 663’ü dükkanı temizlerken görüyor. Polisimiz dükkanı satın almış. Faye’ye bir şeyler yemek
isteyip istemediğini soruyor, Faye reddediyor:
-Yarın sabah erkenden uçuyorum.
-Ne zaman geri döneceksin?
-Bilmiyorum, bu çok uzun bir yolculuk olabilir.
-Gideceğin yer neresiyse varınca bana yaz.
Faye, polisin ısrarından sıkılıyor ve “Muhtemelen okumazsın ki zaten” diyor. Burada yolladığı zarfın
da okunmadığını düşünüyor ancak yanılıyor. Polis arka taraftaki bir panodan peçeteye çizilmiş bileti
getiriyor. Böyle bir biletle sahip birini Faye’nin uçağa alıp alamayacağını soruyor. Faye utanıyor ve
yeni bir tane çizmek için tezgahtan bir peçete kapıp cebinden kalemini çıkarıyor:
-Nereye gitmek istersin?
-Sen beni nereye götürmek istersen.
Chungking Express bize rastlantıları, karakterlerin eşyalarla kurduğu bağları ve duygu
değişimlerini o kadar güzel aktarıyor ki filmi ilk izlediğinizde alışılmışın dışında, gerçekçi bir romantik
film izlediğinizin farkında oluyorsunuz. Hiçbir duygu siyah veya beyaz değil, hiçbir sahnede ilk
görüşte aşk yaşanmıyor ve en önemlisi gördüğümüz final bir sonuç değil. Tam tersine ilişkinin normal
akışında gerçekleşen bir andan ibaret. Hoşuma giden şey sonucu asla bilmemek ama yine de Faye’nin
663’ü nereye götürmek istediğini her zaman merak edeceğim.