Ana içeriğe atla

Siz İsterseniz Hilafeti Bile Geri Getirirsiniz

 Yazan: Pespaye


 Modern Türkiye’nin geçmiş siyaset hayatı ikilemlerin üzerine kurulmuştur. Laiklik ile sınırlarını çizmeye çalışırken Allah’ı da perdeden hiç eksik etmemişlerdir. Peki, İslam’ın siyasette başrol olma süreci nasıldı?


 Türk siyaset tarihinde Cumhuriyetin ilk evrelerinde başlayan bu süreç, gücünü devam ettirmektedir. Kökleri son dönem Osmanlı reformlarına ve Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyetin kuruluşuna kadar dayanmaktadır. Dönemin isyanlarından -örneğin Şeyh Sait Olayı- kaynaklı bir risk olarak görülen tekkeler, Atatürk tarafından kapatılmıştı. Aslında Atatürk'ün fikri, modern ve laik bir devlet dönüşüm vizyonuyla hareket eden bir toplum inşa etmekti. Onun için devletin ideali, bireysel vicdan alanına kalması istenen bir İslam'dı.


 Halifeliğin kaldırılması, Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Şeriye ve Evkaf Vekâleti’nin kaldırılması, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün kurulması, Şapka Kanunu, Tekke, Zaviye ve Türbelerin kaldırılması, “Devletin dini İslam’dır” ifadesinin anayasadan çıkarılması, Türkçe ibadet uygulamaları gibi girişimler bu kararın bir ürünüdür. Kent merkezlerinde yapılan bu reformlar, halkın merkezinde kalıp kırsal kesimlere ulaşamamıştır. Merkezdeki yaşam daha laik olurken, taşrada bundan söz etmek imkansızdır.


 13 Aralık 1925 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan  677 sayılı “Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun” ile tekke ve zaviyeler resmen kapatılmıştır fakat dini oluşumlar ortadan kaybolmamış, dönemin şartlarına uyan biçimde devam etmişlerdi. Siyasal alandan çıkan din, gayriresmî olarak ağlarını genişletmeye devam etti. Bu dönemde Nakşibendilik gibi dinî ağlar kendine yer edindi. Toplumsal dönüşümün gerisindeki marjinal çoğunluğun dili din oldu.


 Siyasal İslam’ın kökünde, hiç tartışmasız  Nakşibendi tarikatı bulunur. Sufi tarikatların yeraltına sürülmesi sonucu, Anadolu halkının evlerinde bulunan yapılanmalar güçlerini arttırdılar. Zaten Osmanlı’dan kalan bu oluşumlar, yasal olmayan bir şekilde varlıklarını bu şekilde sürdürmeye devam ettiler. Şerif Mardin’e göre, Nakşibendilerin siyasal başarısının arkasında 4 neden vardır: Nakşibendilerin, tarih boyunca Müslümanların çıkarına gördüğü hususlarda siyasi iktidarın yanında bulunmuş ve fırsatları Müslümanların lehine kullanmış olması; ortaya çıktığı Orta Asya coğrafyasından itibaren varlığını korumak için gizliliğe önem vermiş olması; 19. yüzyıldan itibaren, özellikle Nakşibendiliğin Halidiye kolunun özerklik elde etmiş ve şeyhin onayı olmadan örgütlenme yeteneğini kazanmış olması; ve 16. yüzyıldan itibaren Nakşibendilerin, kitleleri harekete geçirmede elde ettiği başarılarının bir sonucu olarak; bugün, Siyasal İslam deyince ilk baktığımız yer haline gelmiştir.

 Tek Parti Sisteminden Çok Partili Döneme Geçiş

 Cumhuriyet Halk Partisi'nin tek otorite olduğu zamanlarda benimsediği militan-laiklik ilkesi, çok partili dönemde çizgisini değiştirmeye başladı. Bu değişiklikte iktidarın Demokrat Parti’ye kayması etkili olmuş ve Siyasal İslam’ın ilk adımlarının Cumhuriyet Halk Partisi tarafından atıldığını söyleyebiliriz. CHP muhafazakâr kesimden oy toplamaya ve dini politikalarında esneklik göstermeye başlamıştı. 1949'da İmam Hatip kurslarının yeniden açılması ve yine aynı tarihte medrese eğitimi almış Şemseddin Günaltay’ın başbakanlık makamına getirilmesi örnek verilebilir. Katı laiklik ilkesine çok partili hayatta devam edemeyeceklerini bildikleri için daha yumuşak politikalar  üretmeye başlamışlardı. CHP, laikliğin dinsizlik anlamına karşı çıkarak parti tüzüğündeki “Laiklik” kısmına “Hiçbir vatandaşa kanunların menetmediği ibadet ve âyinlerden dolayı karışılamaz.” (md. 15) eklemesi yapmıştır. 1947 yılının başlarında, Millî Eğitim Bakanlığı’nın denetimi altında bulunan okullarda din dersi verilmesi ve din adamı yetiştiren okullar açılması yönünde de yetki verilmiştir. Bernard Lewis’in vurguladığı gibi, başbakanın din eğitimi konusunda istekleri reddetmesine karşın, bu konuda bizzat bir tartışma yapılmış olması, o zamanın daha otoriter Türkiye’sinde, geniş ölçüde gelecek bir politika değişikliğinin habercisi olarak görüldü.

 Demokrat Parti’nin kurulmadan önce dine nasıl bir bakış açısı seçeceği bir merak konusuydu. Metin Toker'in ifadesiyle, bu konuda Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile Celal Bayar’ın görüştüğü ve bu görüşme sırasında yeni kurulacak olan partinin laiklik, eğitim ve dış politika konularında Cumhuriyet Halk Partisi ile bir çelişki içinde olmayacağına dair güvence alındığı ifade edilmiştir ve 1946 tarihinde resmî olarak kurulan Demokrat Parti, 1950 seçimleri ile de iktidarı kazanmıştır.

 Çok partili dönemde seçmen arayışı çok daha önemli bir hâldeydi. Halkın dikkatini çekmek adına DP, İslam faktörünü konuşmalarında kullanmaya başlamıştı. Özellikle Adnan Menderes’in konuşmalarında muhafazakâr kesimin de dikkatini çekmek için ılımlı din söylemleri çokça  kullanılıyordu. Esnek bir laiklik benimseyen DP’nin programında Atatürk’ün ilkeleri bulunuyor, bir yandan da parti tüzüğünün 14. maddesinde, laiklik anlayışına; laiklik ve din arasında bir karşıtlık bulunmadığı yönünde açıklamalar ekleniyordu. İktidar sonrası, hükümetin programlarını açıklarken “millete mal olmuş” ve “millete mal olmamış” olarak inkılapları ikiye ayırmışlardır. Menderes; irtica, din ve vicdan hürriyeti ile ilgili de şu açıklamayı yapmıştır:“İrticaî tahrike asla müsaade etmemekle beraber, din ve vicdan hürriyetlerinin icaplarına riayet edeceğiz. Hakikî lâikliğin mânasını biz böyle anlamaktayız (…) Bu itibarla, gerek din dersleri meselesinde, gerekse din adamlarını yetiştirecek yüksek müesseselerin faaliyete geçmesi hususunda icap eden tedbirleri süratle ittihaz etmek kararındayız.”

 Demokrat Parti’nin iktidar sonrası ilk adımı, ezanın Türkçe dışında hiçbir dilde okunmama kanunuyla ilgili olmuştur. Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin de yasağın kalkması yönünde oy vermesiyle bu yasak kalkmıştır. Tercih din görevlilerine, bunun takdiri de halka bırakılmıştır. Demokrat Parti, 1950-54 yıllarında iki taraflı politikalar üretmiştir. Siyasetin İslamlaşmasında rol oynarken bir yandan laikliğin ipini de bırakmayarak din konusunda aşırıcı grup ve aktivitelere karşı durmuşlardır. Atatürk’e karşı yapılan saygısızlıklar çerçevesinde, “Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkındaki Kanun Tasarısı” 25 Temmuz 1951’de kabul edilmiştir. Millet Partisi, 1954’te laikliğe aykırı durumlardan dolayı kapatılmıştır.


 1957 seçim sonuçları Demokrat Parti’nin istediği gibi olmamıştır. Oy çokluğu sağlanmış olsa bile, diğer partilerin toplam oy oranı Demokrat Parti’ninkinden fazla çıkmıştır. Bu durum bir iş birliği korkusu yaratmıştır. Demokrat Parti, çareyi bir “vatan cephesi” kurmakta bulmuştur. Adnan Menderes vatandaşlardan, muhalefetin oluşturduğu kin ve husumet cephesine karşı bir vatan cephesi kurmalarını ister. Ayrıca Demokrat Parti, bu cephe karşısında yer alanları “Haçlı ordularına” benzetir ve böylece muhalefet “dinsiz bir düşman” olarak ilan edilir. Partide “dini kurtaran parti” imajı da bu şekilde oluşturulmuştur.

 Siyasi Partilerle İslam’ın Kurumsallaşması


 “Yönetme sanatı” olarak bilinen siyasetin tarihte din ile bir ilişkisi olmuştur hep. Ya din siyaseti etkilemiştir, ya da din etkilenmiştir siyasetten. Siyasette oluşan sağ ve sol akımlar dine ve laikliğe hep yeni bakışlar kazandırmıştır. Geçmişte dini toplulukların önemli özelliklerinden biri, seküler kurumların gelişmediği noktalarda onların yerini tutması; bir diğeri de siyasal katılıma hep önem vermeleri olmuştur. Bu süreçte dinin siyasete etkisi en çok  Nakşibendi tarikatıyla gerçekleşmiştir. Şerif Mardin bu tarikatı şöyle tanımlar: “Protestanlık ne kadar kapitalizmin itici gücü ise Nakşibendilik de o kadar Müslümanların toplumsal mobilizasyonunu sağlayan itici güçtür.” 

 

 Siyaset tarihinde Nakşibendiler, halk nezdinde geleneksel dindarlık çizgisinde olan Milli Görüş geleneğindeki partilere destek olmuşlardır. Milli Nizam Partisi’nin oluşumunda da rol almışlardır. Kuruluşunda partinin “manevi rehberi” olan Mehmet Zahit Kotku’dan -tarikatın karizmatik lideri-  Diyanet İşleri başkanı şöyle bahsetmiştir: “Bu partinin fikir babası, Mehmet Zahit Kotku idi.


 Milli Nizam Partisi’nin kurucusu, 1969 tarihinde Odalar ve Borsalar Birliği başkanı olan Necmettin Erbakan’dı. Demirel’in etkisiyle görevinden ayrılan Erbakan, bağımsız aday olarak girdiği Konya’da milletvekili seçilmiştir. Milli Nizam Partisi için işte bu süreçte ilk adım atılmıştır ve parti 1970 tahinde Erbakan önderliğinde kurulmuştur. MNP, sadece siyasi hedefler değil, “iyiliği emretmek kötülüğü nehyetmek” gibi dini sebeplerce kurulmuştur. Siyasi bir parti olmanın ötesinde ahlaki bir hareket olduklarından da sürekli bahsetmişlerdir. Kısa sürede Türkiye’de destekçilerini bulmuştur fakat ömrü çok uzun sürmez. Anayasada belirtilen laiklik ilkelerine aykırı davranışlardan dolayı partiye kapatma davaları açılır ve parti böylece kapatılır.

 

 Milli Nizam Partisi, Siyasal İslam’da büyük bir etki bırakmıştır. Din ve siyaset arasındaki ilişki için bir “laboratuvar” olmuştur. Siyasal alanda ilk defa İslamcılar kendi kimliklerinin görünmesini sağlamış ve geçmişte açılan pencerelerden girip siyaset kapısını tamamen açmışlardır.


 Milli Nizam Partisi’nin kapatılması sonrası devam partisi olarak Milli Selamet Partisi kurulmuştur. Ortaya çıkan siyasal boşluğu doldurmak ve Milli Görüş hareketini (Erbakancılık) devam ettirmek amacıyla kurulmuştur. Milli Nizam Partisi’yle görüş birliği yapan MSP, islami değerleri temel alan bir parti olmuştur. Mardin partinin doktrinini üç başlık altında değerlendirmiştir: dini bir dünya görüşü, Türkiye'nin daha hızlı sanayileşmesi ve halkçı bir ekonomik paylaşım ile sosyal ahlak. Milli Selamet Partisi kurulduktan sonra girdiği seçimde büyük bir oy oranı almış ve Cumhuriyet Halk Partisi’yle koalisyon kurmuştur. Siyasal İslam’ın iktidara gelişi de böyle olmuştur. Milli Selamet Partisi’nin başarısının artan bölgesel gerilimlerden ve mezheplerin ayrışmasından kaynaklandığı söylenebilir. Kalkınamayan bir Türkiye gerçeği de göz ardı edilemezdi tabii. Parti “Japonlaşma” fikriyle bir kalkınma vadediyordu. 11 Ekim 1974’te yapılan CHP-MSP koalisyonuyla da Türkiye, Erbakan kadrolarıyla tanışmıştır.


 İran’da oluşan devrimin etkileri, Türkiye’de de görülmeye başlamıştı. Bu dönemde Milli Selamet Partisi’nin sertleşen şeriat yanlısı söylemleri de arttı. Bunun en çarpıcı örneği MSP’nin kapanmasına da sebep olan Konya mitingidir. Mitingde İstiklal Marşı okunurken bir grup yerinden kalkmayarak protesto etmiştir. Parti, 12 Eylül Darbesi sebebiyle kapatılmış oldu. Erbakan ve yöneticiler sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandılar.


 Milli Selamet Partisi islami kesimlerden en çok destek alan parti olmuştur. MSP, Türkiye'de Siyasal İslam'ın önemli bir aktör haline gelmesinde, farklı toplumsal kesimlerin siyasi sisteme entegrasyonunda, laiklik anlayışının yeniden yorumlanmasında ve sonraki dönemlerde islami temelli siyasi hareketlere öncülük etmede kritik bir rol oynamıştır.


 12 Eylül 1980 Darbesi sonrası bütün partiler kapatıldı ve anayasa askıya alındı. Oluşan siyasal boşluğu Refah Partisi doldurmaya çalıştı. 1987 yılında siyasi yasağı kalkan Erbakan, partinin başına geçti ve Milli Görüş’ün bir diğer partisi de 1987 seçimlerinde aldığı oyla kendini tekrar göstermeye başladı. Sisteme karşı olan kitleyle sistemin içindeki sermayedarları ve egemen güçleri bir arada tutan politikalar üretti. Dönemin koşulları da Refah Partisi’nin tarafını tutmaktaydı. Etkin bir muhafazakâr görüşün olmaması, sol görüşü harekete geçirecek bir etkenin bulunmaması ve halkın bu kötü şartların içindeyken adil bir dünya söylemleri bütün kesimleri bir araya getirmiştir. Bu durum sonrasında parti, kendisini cemaatlerden arındırılmış bir kitle partisi görünümüne bürümüştür. Refah Partisi, Anayasa Mahkemesi kararıyla, laiklik ilkesine aykırı faaliyetlerde bulunması ve dinin siyasi amaçlarla kullanılması yasağını ihlal etmesi gerekçesiyle kapatılmış ve siyasilerine yasak gelmiştir. Resul Türk’ün söylemine göre Refah Partisi sonrası dönem, Siyasal İslam’ın dönüşüm dönemi olarak başlamıştır.


 28 Şubat sonrası dönem bir bastırılma olarak değil de yeniden doğum olarak tanımlanabilir. Kapatılma sonrası 1980 yılında Fazilet Partisi kurulmuştur. Geleneği devralma süreci burada tam olarak başarıya ulaşamamış ve parti stratejik olarak “Yenilikçiler” ve “Gelenekçiler” olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Yenilikçiler, Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül gibi isimlerden oluşmaktaydı ve kendilerini daha çok merkez sağa yakın ve AB yanlısı olarak gördük. Gelenekçilerde ise Recai Kutan gibi isimler bulunurken Milli Görüş kimliği de bırakılmamıştır. Bu ayrışma ise 2001 yılında partinin kapatılmasına sebep olacaktır.


 2001 yılında Yenilikçiler tarafından kurulan AK Parti dönemi başlamış oldu. İslami kimliklerini bir kenara bırakıp demokrasi, Avrupa Birliği ve ekonomik kalkınma hakkında konuşan bir parti olmuştur. AK Parti’yle genişleyen tarikatları görmeye başladık ilk önce, sonrasında ise bir dizi olay: yaşanmış ve belki yaşanacak. Siyasal İslam’ın perdesi hala kapanmadı ve AK Parti’yle bu oyunu sürdürüyor. İzleyiciler biraz meraksız, çokça sitemliler. Peki ya bu perde kapanacak mı, yoksa bitmeyen bir oyun olarak kalacak mı?

                                                                                                 

                                                                                                           


Kaynakça:

Kırkpınar, Leyla. "Demokrat Parti (DP) ve Din-Siyaset İlişkisi (1946–1960)." Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi 18, no. 36 (Ekim 2018): 349–359.

TOKER, Metin, Tek Partiden Çok Partiye 1944-1950, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1998.

NAL, Sabahattin, “Demokrat Parti’nin 1950-54 Dönemi Din Siyaseti”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Cilt:60, Sayı:3, Ankara, 2005.

Demokrat Parti. Demokrat Parti Programı (7 Ocak 1946). 

Bozkurt, Birgül. "Türkiye'de Çok Partili Düzene Geçişte CHP ve Eğitim Sistemindeki Gelişmeler (1946–1950)." Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi 9, no. 20–21 (2010): 213–231.

AKKIR, R. (2020). Türkiye’de Din ile Siyaset İlişkisi Bağlamında Milli Nizam Partisi.

Mevzu: Sosyal Bilimler Dergisi, 3(Mart 2020): 115-138.

Resul Türk, “Türkiye’de Siyasal İslam’ın Örgütlenme Faaliyetleri,” Akademik Hassasiyetler Dergisi (Journal of the Academic Elegance) 2, no. 3 (2015): 57–78.

Rabasa, Angel, and F. Stephen Larrabee. "The Islamic Landscape in Turkey." In The Rise of Political Islam in Turkey, 9–28. Santa Monica, CA: RAND Corporation, 2008.

Mecham, R. Quinn. "From the Ashes of Virtue, a Promise of Light: The Transformation of Political Islam in Turkey." Third World Quarterly 25, no. 2 (2004): 339–358.

Subay, Özlem Özdeşim. "Türkiye’de İslamcılığın Merkez Sağdan Bağımsızlaşması: Millî Nizam Partisi’nin Kurulması." Bildiri sunumu, 7th International Congress of Eurasian Social Sciences, 27–30 Nisan 2023, Muğla, Türkiye.

Mardin, Şerif. Türkiye'de Din ve Siyaset: Makaleler III. Derleyenler Mümtaz'er Türköne ve Tuncay Önder. İstanbul: İletişim Yayınları, 1990.

Dokuyan, Sabit. "Tekkelerin Kapatılması ve Tasfiye Süreci (1925–1938)." Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, no. 98 (2021): 217–244.


Bu blogdaki popüler yayınlar

İhtilaller ve İhtimaller Üzerine: Fransız Devrimi’nin Etkisiyle Demokrasinin Süreçsel Gelişimi

  Fransız Devrimi’ne Giriş Fransız Devrimi, yalnızca bir ulusun siyasi yapısını değiştiren bir hareket değil, aynı zamanda modern demokrasinin temellerini atan bir dönüm noktasıdır. Eric Hobsbawm’a göre modern dünyanın tarihsel süreci iki olay ile başlamıştır, İngiltere’de ortaya çıkan Endüstri Devrimi ve Fransa’da ortaya çıkan Fransız Devrimi. (Hobsbawm, 1962) Devrimin ortaya çıkışı, Fransa’nın içinde bulunduğu siyasi, ekonomik ve toplumsal sorunlarla yakından ilişkilidir. 18. yüzyılın sonlarında Fransa, ekonomik, toplumsal ve siyasi bir kriz içerisindeydi. Mutlak monarşi, halkın ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaktı ve Kral XVI. Louis’in yetersiz liderliği devleti zayıflatıyordu. Toplum, vergiden muaf tutulan din adamları ve soylular ile vergiler altında ezilen üçüncü sınıf (halk) arasında keskin bir ayrışmaya sahipti. Amerikan Devrimi’ne verilen mali destek ve 7 Yıl Savaşları, devleti mali bir krizin eşiğine getirmişti. Tarımsal üretimdeki düşüşle birleşen kıtl...

Prof. Dr. Altuğ Yalçıntaş ile Alternatif İktisat Akımları: Heterodoks Yaklaşımlar / Mülkiye Postası 05.12.2024

Muhabir: Röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için Mülkiye Postası adına size teşekkür ederim. Henüz çiçeği burnunda bir oluşum olarak ilk röportajımızı sizinle gerçekleştiriyoruz. Giyotin dergi çatısı altında temelde röportajlar, söyleşiler, sonrasında anket çalışmaları ve Mülkiye Haberleri yapmak amacıyla yola çıktık. Uzun ömürlü ve nitelikli bir oluşum olması için elimizden geleni yapıyoruz. Destekleriniz için tekrar teşekkür ederiz. Prof. Dr. Altuğ Yalçıntaş: Her zaman. Muhabir: Hocam isterseniz yine kitabın en başından alalım. Sizin için iktisat nedir? A.Y: En zor yerden girdin. İktisat geleneksel olarak ekonominin bilimidir. Yani ekonomiyi açıklamak için uğraşan insanların bir araya gelerek yaptığı şeyin ismine iktisat diyoruz biz. Ama bu cevap yeterli olmayabilir çünkü bu sefer “ekonomi nedir?” sorusunu cevaplamamız gerek. Ekonomi yine geleneksel olarak üretim, tüketim ve bölüşüm alanlarının bir bütünü olarak tanımlanır. Bu alanlardaki faaliyetlerin yapısı teknoloji ...

Avrupa’da Sosyal Demokrasinin Mevcut Durumu, Yeniden Yükselişi ve Geleceği Mülkiye Postası – 06.12.2024

Selin Çelik: Hocam, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için Mülkiye Postası adına size teşekkür ederim. Henüz çiçeği burnunda bir oluşumuz ve ilk röportajlarımızdan birini sizinle gerçekleştirmekteyiz. Mülkiye Postası’ndan biraz bahsetmek isterim. Giyotin Dergi çatısı altında röportajlar, söyleşiler, anket çalışmaları ve Mülkiye ile ilgili haberler yapmak üzere yola çıktık. Uzun ömürlü ve nitelikli bir oluşum olması için elimizden geleni yapıyoruz. Destekleriniz için tekrardan teşekkür ederiz. Dr. Öğretim Üyesi Uğur Tekiner: Rica ederim. SÇ: İsterseniz, ilk sorumuzla başlayalım. Öncelikle, Fransa ve Birleşik Krallık'taki sol partilerin zaferleri seçmen davranışlarındaki değişimi mi yoksa geçici bir tepki yansıtmakta ve uzun vadede bu desteği artırmak için nasıl bir vizyon gerekli? UT: Aslında çok yerinde ve güncel bir soru. Bu iki eğilimi de düşündüğümüzde, her ikisi de diyebilirim. Öncelikle, geniş bir perspektiften baktığımızda bu iki seçim zaferine sadec...