Bir Sabah Eksilen
Yazan: Şirin Güçlü
Bazı sabahlar karşı kaldırımda otobüs beklerken odamın penceresine bakardım. Perdem biraz açıksa ve kestane ağacının dalları izin verirse duvarıma asılı büyük saatimi görürdüm. Otobüsün biraz geciktiği günlerde bir başkası hiç tam oraya bakmış mıdır diye düşünürdüm. O günlerden biri değildi, bu sefer sadece eve dönüyordum. Otobüsteyken aklımda yarın ne giyeceğim, akşam ne yiyeceğim gibi sorular vardı. Neredeyse evin önüne denk gelen durakta indim. Ama eve doğru yürümeye başlayınca boşluğu fark ettim. Apartmanın caddeye bakan cephesini, yani odamı, kapatan koca ve muhtemelen oldukça yaşlı kestane yoktu. Onun yerine, daha önce dikkat etmediğimden mi kestanenin yokluğundan mı bilmiyorum, apartmanın çatlamış duvarlarını ve sanki o gün bütün sokağı kaplamış soluk bir sarı vardı. Etrafın bu haline az da olsa alışmak ve sokağa dağılmış sahipsiz kestaneleri izlemek için öylece durdum. Sonra yavaş yavaş apartmana girdim, sonra eve, en son da odama. Hava kararmak üzereyken camdan baktığımda gerçekliğin kestanenin dalları tarafından onlarca parçaya ayrılmış hâli yoktu, her şey tek parçaydı. Karşı apartmanın balkonundaki kurutmalıklar, marketin camındaki indirim afişleri, kaldırımdaki yamuk duran çöp konteyneri gibi ilk defa fark ettiğim bir sürü şey vardı. O gece uyumaya çalışırken bütün bunlar aklımdan tamamen uçup gitmiş, yerini başka düşüncelere bırakmıştı. Ama sabah yapraklarının gölgesinin artık süslemediği duvarların arasında ayılmaya çalışmak diğer günlerden kolaydı, içeri giren ışık miktarı artmıştı. Tam o an, artık sadece bir değişiklik değil, alışmam gereken büyük bir sıkıntı gibi hissettirdi. Bu his benimle kahvaltı yaptı, çantamı sırtladı, bağcıklarımı bağladı, merdivenlerden indi ve karşıya geçip aynı yerde durdu. Tekrar oradayken hiç heyecanlanmadım, penceremi ararken bir başkası yerine koyamadım kendimi. Çünkü odamdaki saati bulmak hiç zor değildi, apaçık ortadaydı. En büyük korkularım, kendimi sandığım kişi, belki fark etmeden sevdiğim şeyler gibi o da rastgele birinin çok rahat görebileceği şekilde duruyordu. Sonra düşündüm, alıştığımı bile fark etmeden normalim olurdu belki her şeyin bu hâli. Ama içimde buralara kadar taşıdığım sıkıntı bu değildi. Dalların arasından saatimi gördüğünü hayal ettiğim, belki de benden başkası olmayan bütün yabancılar kaybolabilirdi. Karşı kaldırımdaki kurutmalıklar bana halamı hatırlatabilirdi. Bütün ışıklar girebilirdi odama. Hiç izin almadan, veda etmeden gitmeyeceğinden emin olduğum için varlığı üstüne neredeyse hiç düşünmeden gitmişti ağacım. Geriye kaldırımdaki insanların adımlarını sıkıştıracak bir kök veya bir rüzgârın ya da bir süpürgenin alıp götüreceği yapraklarını son kez bırakarak.
