Ana içeriğe atla

İnsanlığımızdan Geriye Kalanlar

İnsanlığımızdan Geriye Kalanlar

Yazan: Efe Mert Uyaner


Bazı filmler mesajını sanatıyla verir, bazı filmler mesajını göze sokar. Bazen de mesajı katman katman, ironiyle veren filmler vardır. Paul Verhoeven ise derdini karanlık, vahşi ve bir o kadar da komik bir dünyadan anlatmayı seçen bir yönetmendir. Özellikle Robocop, Total Recall ve Starship Troopers filmlerinde görürüz bu elementleri. Döneminin filmlerinin aksine karakter yolculuğu yoktur, kötü adamlar gülünç şekilde ölürler. Verhoeven’i “Verhoeven” yapan film ise Robocop’tur. İlk defa Hollywood’ta ticari ve eleştirel başarı sağlar kendisine.


Robocop filmi kadar dönemini yansıtan çok az film vardır. Döneminin klişelerini abartarak dalgasını geçer. Bir çeşit meta yorumdur aslında. Peki, buradaki dalga geçilen konular nelerdir? Seksenler ve yetmişlerin sonu film endüstrisi için dönüm noktası niteliğinde olmuştur. Star Wars’un hem gişe hem ticari başarısı Hollywood’ta yeni bir dönemi aralamıştı. Artık filmler sadece film değil, birer üründü. Bu çağda Indiana Jones, Back to the Future, Aliens gibi seri filmler hem eleştirmenlerden onay alırken aynı zamanda büyük ticari başarılara imza attı. Sadece gişe geliri değil, aynı zamanda çıkan oyuncaklar, giyim ürünleri ve sonrasında televizyonlarda yayınlanan çizgi film versiyonları ve VHS teypleriyle artık filmler ticari birer ürün; intellectual property (IP), fikri mülkiyet haline geldiler. Bugünün cesedi tekmelenen Star Wars, Star Trek, Ghostbusters serilerinden tutun; Marvel filmlerine ve uzaya arabayla gidilen Hızlı ve Öfkeli’ye kadar birçok yapımın temellerinin atıldığı bir dönemdi. Filmlerden birazcık da olsa kâr etmek yetersiz hale gelmişti, filmlerin yanında tonla ürün, maliyetin 3-4 katı kârlar olması gerekiyordu.  Bir yandan da VHS filmleri sayesinde ortaya çıkan “shlock” diye anılabilecek absürt bilim kurgu, fantezi, macera ve aksiyon türlerinde olup ucuzca yapılan filmler vardı. Genelde başarılı konseptlerin ucuz taklitleri olmaktan ileriye gidememişlerdir. Star Wars - Last Starfighters, Gremlins - Critters, E.T.-Nukie gibi filmler örnek gösterilebilir. Robocop da aslında bu “shlock” denilebilecek film konseptinin mükemmele yakın şekilde uygulanmasıyla kendisini başarıya ulaştırır. 


Siyasi ve ekonomik olarak duruma bakacak olursak da ABD ve dünya bir dönüm noktasındaydı. Neoliberal devrim ABD’de “Reagonomics” olarak baş göstermişti, devletin kamusal alandaki rolü köklü bir değişimden geçmekteydi. Değişim, temel ayaklarıyla deregülasyon, ticaret sınırlarının kalkması, sosyal yardımların kesilmesi ve küçülen devletti. Aynı zamanda Soğuk Savaş son demlerindeydi, tabii halen nükleer savaş paranoyası yok olmamıştı. 


İşte bu yüzden Robocop filmini incelerken sadece filmi incelemek yetersiz kalır. Robocop filmi bahsettiğimiz kültürel, ekonomik ve politik kırılma noktasında ortaya çıkmıştır. Bu gelişmeleri göz önünde bulundurduğumuzda bir bilim-kurgu aksiyon filmi olmaktan çok öte bir yerde olduğunu, döneminin parodisi olduğunu görebilirsiniz. Peki bu filmin meramı nedir tam olarak?


Filmimiz bizi uzak bir gelecekten, Detroit’ten bir haber programıyla karşılıyor; Güney Afrika’daki beyaz hükümetin isyancılara karşı nükleer bomba kullanma tehdidi, Star Wars Barış Programı (gerçekten Reagan döneminde çalışılan bir proje), yapay kalp reklamı ve sağlık harcaması vergi indirimi, özelleştirilmiş polis gücü haber başlıkları bizi karşılıyor. Filmin tonunu oluştururken aynı zamanda kurulan dünyayı bizlere sunuyor. Özelleştirilen polis kuvveti de Reagan döneminin abartılmış gerçekliğinin sembolüdür. 


Ana karakterimiz Murphy, yeni bir bölgeye atanmıştır. Oğlunun izlediği TJ Lazer dizisinin (TJ Hooker dizisinin parodisi) başrolü gibi gözükmeye çalışmaktadır. TJ Lazer, silahını kovboy gibi sallayarak kılıfına koyar. Murphy de aynı hareketi yapmaya çalışmaktadır. Çünkü oğlu tarafından TJ Lazer gibi gözükmek istemektedir, oğluna göre iyi bir polis TJ Lazer gibi olmalı. Yani iyi bir polis olarak görülmek istemektedir. Bir kovalama sonucu kovaladığı çete tarafından pusuya düşünce vahşice öldürülür. Verhoeven Murphy’nin ölümünü gösterme konusunda elini hafif tutmaz; vurulması, hastanede geçirdiği operasyon ve Robocop olarak dirilmesini bize adım adım gösterir. Sahnelerde Murphy’nin gözlerinden görürüz tüm aşamaları. Onunla birlikte ölüp diriliriz. Tüm bu sahnelerden sonra biz de insanlığımızdan koparız bir nebze de olsa. Biz de aynı şekilde insanlığımızı geri kazanmak için Murphy ile birlikte savaşırız. Fakat Murphy polis kuvvetinin sahibi olan Omni Consumer Products’ın (OCP) ürünü olmuştur. Şirketin çıkarları göz önüne alınarak programlanmış, vücut bütünlüğü elinden alınmıştır. Neyse ki insanlığından parçalar ve anılar kısmen de olsa onunla birlikte kalmıştır. Poligon sahnesinde ilk ipucunu görürüz, adeta otomatik bir tüfek gibi ateş eden kocaman bir tabancayı tek eliyle tutarak nokta atışı hassasiyetle ateş eder. Tüm meslektaşlarının ilgisini çektikten sonra aynı TJ Lazer ve Murphy gibi silahını sallayarak bacağındaki hazneye koyar. Tam olarak insanlığa geri dönüşünü filmin sonunda görürüz. İsmini sorduklarında Murphy cevabını verir. Aslında Murphy ve Detroit halkı bizim için birer ayna işlevi de görüyor, şirketlerin çıkarlarının en önde olduğu, devletin kağıt üstünde kalan bir organizasyona düştüğü bir dünyadaki insanlığı izleriz. Murhpy’nin Robocop’a dönüşmesi ve OCP’nin ürünü olması bu açıdan bizim insanlığımızın ürünleştirilmesini, özgür irademizin elimizden alınmasını resmediyor. Ve özgürlüğüne kavuşması onu öldüren suçlulardan aldığı intikamla ve onu üreten şirkete karşı gelmesi sayesinde oluyor. Filmin Detroit’de geçmesi de bir tesadüf değil; yetmişlere kadar otomobil endüstrisiyle dünyanın en zengin şehirlerinden birisi iken otomotiv endüstrisinin gitmesiyle çöken bir şehir aslında. Bu çöküşün nedenlerinden birisi de ticari sınırların kalkması, üretimin farklı eyaletlere ve ülkelere dağılması ya da kaptırılması. Yani bu şekilde de Amerika’daki ekonomik çöküntüyü Detroit üzerinden anlatıyor. 


Tabii burada bir noktada anlaşmamız lazım, ekonomik ve siyasi yorumların tamamının bana ait olduğunu söylemek yanlış olur. Filmin içinde bulunduğu kültürel, ekonomik ve siyasi durumu göz önüne alarak ve kendi bilgi haznemi kullanarak yaptığım bir okuma bu. Film benzer şekilde trans-hümanizm veya maskülenite açısından da incelenebilir. Sanatın güzel yanı da bu aslında, o yüzden sizden ricam bu filmi izlemeniz ve kendi yorumunuzu yapmanız. 


 *Affedersiniz, gitmem lazım. Bir yerlerde suç işleniyor.*









Bu blogdaki popüler yayınlar

Prof. Dr. Altuğ Yalçıntaş ile Alternatif İktisat Akımları: Heterodoks Yaklaşımlar / Mülkiye Postası 05.12.2024

Muhabir: Röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için Mülkiye Postası adına size teşekkür ederim. Henüz çiçeği burnunda bir oluşum olarak ilk röportajımızı sizinle gerçekleştiriyoruz. Giyotin dergi çatısı altında temelde röportajlar, söyleşiler, sonrasında anket çalışmaları ve Mülkiye Haberleri yapmak amacıyla yola çıktık. Uzun ömürlü ve nitelikli bir oluşum olması için elimizden geleni yapıyoruz. Destekleriniz için tekrar teşekkür ederiz. Prof. Dr. Altuğ Yalçıntaş: Her zaman. Muhabir: Hocam isterseniz yine kitabın en başından alalım. Sizin için iktisat nedir? A.Y: En zor yerden girdin. İktisat geleneksel olarak ekonominin bilimidir. Yani ekonomiyi açıklamak için uğraşan insanların bir araya gelerek yaptığı şeyin ismine iktisat diyoruz biz. Ama bu cevap yeterli olmayabilir çünkü bu sefer “ekonomi nedir?” sorusunu cevaplamamız gerek. Ekonomi yine geleneksel olarak üretim, tüketim ve bölüşüm alanlarının bir bütünü olarak tanımlanır. Bu alanlardaki faaliyetlerin yapısı teknoloji ...

İhtilaller ve İhtimaller Üzerine: Fransız Devrimi’nin Etkisiyle Demokrasinin Süreçsel Gelişimi

  Fransız Devrimi’ne Giriş Fransız Devrimi, yalnızca bir ulusun siyasi yapısını değiştiren bir hareket değil, aynı zamanda modern demokrasinin temellerini atan bir dönüm noktasıdır. Eric Hobsbawm’a göre modern dünyanın tarihsel süreci iki olay ile başlamıştır, İngiltere’de ortaya çıkan Endüstri Devrimi ve Fransa’da ortaya çıkan Fransız Devrimi. (Hobsbawm, 1962) Devrimin ortaya çıkışı, Fransa’nın içinde bulunduğu siyasi, ekonomik ve toplumsal sorunlarla yakından ilişkilidir. 18. yüzyılın sonlarında Fransa, ekonomik, toplumsal ve siyasi bir kriz içerisindeydi. Mutlak monarşi, halkın ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaktı ve Kral XVI. Louis’in yetersiz liderliği devleti zayıflatıyordu. Toplum, vergiden muaf tutulan din adamları ve soylular ile vergiler altında ezilen üçüncü sınıf (halk) arasında keskin bir ayrışmaya sahipti. Amerikan Devrimi’ne verilen mali destek ve 7 Yıl Savaşları, devleti mali bir krizin eşiğine getirmişti. Tarımsal üretimdeki düşüşle birleşen kıtl...

Avrupa’da Sosyal Demokrasinin Mevcut Durumu, Yeniden Yükselişi ve Geleceği Mülkiye Postası – 06.12.2024

Selin Çelik: Hocam, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için Mülkiye Postası adına size teşekkür ederim. Henüz çiçeği burnunda bir oluşumuz ve ilk röportajlarımızdan birini sizinle gerçekleştirmekteyiz. Mülkiye Postası’ndan biraz bahsetmek isterim. Giyotin Dergi çatısı altında röportajlar, söyleşiler, anket çalışmaları ve Mülkiye ile ilgili haberler yapmak üzere yola çıktık. Uzun ömürlü ve nitelikli bir oluşum olması için elimizden geleni yapıyoruz. Destekleriniz için tekrardan teşekkür ederiz. Dr. Öğretim Üyesi Uğur Tekiner: Rica ederim. SÇ: İsterseniz, ilk sorumuzla başlayalım. Öncelikle, Fransa ve Birleşik Krallık'taki sol partilerin zaferleri seçmen davranışlarındaki değişimi mi yoksa geçici bir tepki yansıtmakta ve uzun vadede bu desteği artırmak için nasıl bir vizyon gerekli? UT: Aslında çok yerinde ve güncel bir soru. Bu iki eğilimi de düşündüğümüzde, her ikisi de diyebilirim. Öncelikle, geniş bir perspektiften baktığımızda bu iki seçim zaferine sadec...