Osmanlı’da Uyuşturucu Maddeler
Yazan: Tasraf Yılkan
Uyuşturucu, keyif verici, psikedelik, adamboğan, zombiyapan, karadanuçuran, keyf, fino, gonca, sarı kız, kaynar, antin, yunan, duman, gubâr, paspâl, hanteriş, kabza, hurde, diş, hindi baba, dalga, haşiş, zâbıt duymaz, nefes, kırma, hûd, yuf, dem, dûd-ı siyâh, kara biber, fülfül… (Bahri, 1331/1915, s. 11) Halk ağzıyla yüz, bilim ağzıyla da nereden baksan bir o kadar farklı söylenişi bulunan şeye dosyamızda biz basitçe uyuşturucu diyeceğiz ya da spesifik adıyla sesleneceğiz.
İnsanlığın başından beri biliyoruz ki uyuşturucular; keyif verici, ağrı giderici ve hastalıkları iyileştirici gibi alanlarda kullanılıyor. Antik uygarlık, Amazon’daki kabile, yıkılmış imparatorluk ayırt etmeden ayin, seremoni ve törenlerde baş tacı ediliyor. Çeşitli medeniyetlerde nasıl kullanıldığını herhangi bir belgeselden izleyip bilgi edinebildiğiniz, National Geographic dergisinde gördüğünüz kurbağa zehri emen adamların hikayelerini okuyabildiğiniz halde bir toplumun kullanımı hakkında neredeyse kulağımıza hiçbir şey çalınmamış. Muhafazakar bildiğimiz, kafamızda herkesin nargile içip fes taktığı, bizim algımızda bile batının oryantalist düşünceleriyle yer eden ecdat Osmanlı’da durum nasıldı?
Bu konuda ana akım bilgi bulmak gerçekten çok zor zira genel olarak ülkeler tarihlerinin sadece belli bir kısmını yansıtmak konusunda istikrarlı bir çaba içerisindedir. Şanlı ve şöhretli anlarıyla yazar, okur ve paylaşırlar. Bundan dolayı mıdır, bilmem ama günümüze Osmanlı’da günlük yaşam hakkında çok sınırlı kaynak ulaşmış vaziyette. Genelde aldığımız bilgileri yola düşmüş birkaç Türk, Arap ya da Avrupalı seyyahtan alıyoruz.
Evliya Çelebi Afyonkarahisar’da sadece erkeklerin değil de kadınların da afyon kullandıklarını görünce çok şaşırmış ve erkeklerin afyon içen karılarına katlanamayıp kahvehanelere takılmaya başladıklarını nakletmiştir. (Faroqhi, 1998, s. 238) Evliya Çelebi’nin yaşadığı 17.yy.’da kahvehaneler artık esrar tüketim alanları olmaya başlamıştır. Esrar ve afyon tüketilen kahvehanelerin camları buğulu ve yağlı olmakla beraber uyuşturucu kullanımı yanında müzik, sohbet ve kitap okumaları da kahvehanelerde yapılmaktaydı.
Mesela şu an yan yana kuru fasulye dükkanları bulunan Süleymaniye Camii’nin altındaki dükkanlar eskiden Tiryakiler Çarşısı olarak anılırmış. Baron de Tott şöyle anlatıyor “Akşama doğru Süleymaniye Camiî'ne çıkan yol ağızlarında, soluk yüzleri, uzamış boyunları, eğik kafaları ile acımadan başka bir şey ilham etmeyen bu tiryakileri fark etmek mümkündür.
Caminin inşa edildiği alanı çevreleyen duvarlardan biri boyunca bir sürü küçük dükkân sıralanmıştır. Her dükkânın önünde, aralarında geçit olan asma çardakları mevcuttur; bu sayede dükkân sahipleri, geçişi rahatsız etmeden müşterilerini ağırlayabilirler. Tiryakiler yavaş yavaş gelirler ve her zamanki ihtiyaçları olan dozda afyonlarını alırlar. Afyonlar zeytin iriliğinde taneler olarak dağıtılır, içlerinde en fazla alışkın olanlar bir defada dört tane birden yutarlar, üzerine soğuk su içerek, üç çeyrek veya bir saat sonra gelecek olan hayâl âlemini beklerler; her biri hayâl âlemine dalarken çok değişik, fakat o derecede garip ve eğlendirici hareketler yapar. Bundan sonra olanlar büsbütün ilgi çekicidir; evlerine dönerlerken tamamen zihinleri dağınıktır; ancak aklın sağlayamayacağı kadar bir mutluluğun dopdolu neşesi içindedirler. Yanlarından geçenlerin gürültülerine karşı bütünüyle sağır kalırlar; arzuladıkları, hayâl ettikleri her şeye sahip olmuş gibi bir hâlleri vardır.
Benzer manzaraları özel evlerde ev sahiplerinin tertiplediği âlemlerde görmek mümkündür. Ulemâ sınıfına dahil kişiler bu çeşit âlemlerin baş müşterileri olup, aşırı şarap içerek daha iyi sarhoş olmayı bulmadan önce bütün dervişler de afyon müpteâsıydılar.”(De Tott, 1786/2004, s. 56)
Baron de Tott’un anlattığındaki göre kamusal alanda kullanım konusunda bir yasaklama yok gibi duruyor, en azından bahsettiği 18. yy’da. Hatta O dönem tiryakilere karşı bir sempati durumu söz konusuydu zira şarapçılar gibi sağa sola sataşmak, kamu düzenini bozmak gibi adetleri yoktu. Tott’un anlattığındaki gibi eğik kafa ve soluk yüzle mutlu mutlu dolanıyorlarmış. Tiryakilerin kızgınlarını görmek halka keyif verdiğinden midir yoksa bu kadar keyif dolu dünyadan habersiz gezen adamların kızdırılması çok zor olduğundan mıdır emin olmak zor, ama çocuklar da bir oyun gibi tiryakileri kızdırmaya çalışıyorlarmış. (Abdülaziz Bey, 1995, C. 2, s. 327)
Tiryakiler Çarşısı’ndaki bu esnaf grubuna “esnaf-ı bengciyan” yani günümüz Türkçesiyle “afyon sakızı hazırlayıp satan esnaf zümresi” de diyebiliriz. Bu dükkanlarda esnaflar sadece afyon ya da esrar gibi basit uyuşturucular satmıyorlardı. İşi biraz daha esnaflığa dökerek çeşitli merhemler, şuruplar hatta macunlar yapıp bunları tiryakilerin kullanımına sunuyorlardı. Çeşitli mantarlar, ballar, esrar ve afyondan yapılmış çeşitli karışımla kafalarına kafa katıyorlardı. (Çelebi, 1999, s. 288)
Kamusal kullanımda bu kadar yer alabilmiş bu uyuşturucular hem kullanan şairler hem de şiirlerdeki etkisi açısından edebiyat alanında da karşımıza çıkıyor. Tabii özellikle tasavvuf etkisinde gelişen edebiyatta bazen bu kelimeler Allah aşkına ne kadar sarhoş olduklarını temsil etmiş olsalar da edebiyatımızda yine de bu uyuşturucuların etkisi es geçilemez. Kaygusuz Abdal, Baki, Edirneli Emrî... Divan ya da halk edebiyatı fark etmez şairlerimiz uyuşturucuyu edebiyatta aktif bir şekilde kullanıyorlardı ki benzer bir örneği uyuşturucunun serbest olduğu 60’lı yıllarda da görüyoruz. Birçok müzik grubu aktif bir şekilde “ilham” amaçlı kullanıyordu. Denetleme ve devlet kısıtlaması denen şeyin köy vergisini verdiği sürece yaşanmayacağı 14.yy.’da da bu amaçla kullanılıyor olması çok şaşırtıcı bir olay olmasa gerek.
Kaygusuz Abdal Alevi-Bektaşi edebiyatının en saygın isimlerinden biridir. Onun nefesleri halâ kültürel bir mirastır bizlere. Şiirlerinde demin bahsettiğim gibi esrara atıf vardır. Kendisi esrarı Esrarname’sinde “aşıklar otu” olarak niteler ve övgüyle bahseder. Hatta mahlasındaki “Kaygusuz” kelimesi dertsiz, tasasız anlamına gelmesine karşın Bektaşiler arasında esrarın argolarından biridir. İçiciler başkalarının yanında anlaşılmasın diye bu takma ismi kullanmaktaydılar. Şiirlerinde esrarı övdüğü ve çok kullandığı için bu adı almıştır. Tabii buna karşı çıkanlar da illaki vardır. “Allah aşkının sarhoşluğunu niteliyordu.” gibi teviller Kaygusuz Abdal için de yapılmaktadır. (Cebecioğlu, 1997, s. 438) (Güzel, 1981, s. 260, 294) (Ocak, 1992, s. 179)
Edebiyat dersinde adını ezberlediğinizin insanların kullanması ya da en azından kullandıkları iddiası sizi şaşırttıysa daha şaşırtıcı olan bir padişahın kullanması olabilir anca. Padişahların uyuşturucu kullandıkları iddiasının ortaya çıkmasının çok basit temelleri olabilir; padişahı indirmek isteyen bir düşmanı olabilir, halk arasındaki konuşmalarda “Padişah da şimdi ne sefa yapıyordur?” tarzı dedikodular olabilir ya da gerçekten kullanıyor olabilir. Kesin bir şey söylemek elimizdeki kaynakların azlığından dolayı çok zor olsa da bazı tahminlerde bulunabiliriz; daha önce kimsenin yasaklamaya güç yetiremediği afyonun yanı sıra kahvehaneleri, tütünü ve alkolü yasaklayan IV. Murad'ın dahi afyon kullandığına dair, İlber Ortaylı'ya kadar uzanan iddialar bulunmaktadır. Ama hangi Kafa Dergisi sayısında dediyse artık kaydı gizli bir güç tarafından yok edilmiş olmalı. (Gazete Vatan, 2019)
II. Bayezid hakkındaki iddialar daha elle tutulur. Kendisinin gençlik döneminde keyfine düşkün olduğu biliniyor. Şehzadelik döneminde sık sık macunlar ve afyon kullanıp hedonist bir yaşam sürüyormuş. Bu Fatih Sultan Mehmet’in kulağına gidince çok sert mektuplar ve azarlarla II. Bayezid’in hayatı bir anda tam tersine dönmüş ve hedonist bir yaşamdan sofuluğa geçiş yapmış. Hatta tarihte Veli Bayezid olarak geçiyor. (Hürriyet, 2005) Tabii her zamanki gibi bunun da iftira olduğunu, Cem Sultan taraftarlarının itibar suikastı olduğunu söyleyen tarihçiler de mevcut.(Yılmaz, 2014)
Kafamızdaki algı ne kadar herkesin sofu, hacı hoca olduğu yönünde olsa da Osmanlı’da her cinsten, her görüşten insan yaşamıştır. Şu an kafamızdaki dar düşüncelerin nedeni de genelde kısıtlı tarihi kaynaklar, batılı oryantalist okumalar, abartılı tarih yazımları ve aldığımız eğitimin yetersizliğindendir.
En sonunda şu sonuca varabiliriz. Modern devletler kurulmadan, teknoloji bu kadar gelişmeden, şehirler bu kadar kalabalık olmadan, asayiş bu kadar büyük bir sorun değilken ve bence en şaşırtıcı olanı dinen yasak olmasına rağmen eskiden uyuşturucu kullanımı şimdiki gibi büyük bir suç değildi. Dönemsel yasaklar tabii ki olsa da denetleme zorlukları ve halkın tepkisinden dolayı uygulanamıyorlardı. Şu an kınadığımız bir şey o zamanların normali olabilir.
Kaynakça:
Abdülaziz Bey. (1995). Osmanlı âdet, merasim ve tabirleri: İnsanlar, inanışlar, eğlence, dil (K. Arısan & D. Arısan Günay, Haz.). Tarih Vakfı Yurt Yayınları. (Cilt 2).
De Tott, F. (2004). 18. yüzyılda Türkler: Türkler ve Tatarlara dair hatıralar (M. R. Uzmen, Çev.; M. F. Topaloğlu, Ed.). Elips Kitap. (Orijinal çalışma 1786'da yayımlanmıştır).
Çelebi, E. (1999). Evliya Çelebi Seyahatnamesi (O. Ş. Gökyay, Haz.). Yapı Kredi Yayınları.
ÖGEL, K., (1997) Uyuşturucu Maddeler ve Bağımlılık, İletişim Yayıncılık, Şefik Matbaası, İstanbul.
Cebecioğlu, E. (1997). Tasavvuf terimleri ve deyimleri sözlüğü. Rehber Yayınları.
Güzel, A. (1981). Kaygusuz Abdal. Kültür Bakanlığı Yayınları.
Ocak, A. Y. (1992). Osmanlı İmparatorluğu’nda marjinal sufilik: Kalenderiler. Türk Tarih Kurumu Yayınları.
Faroqhi, S. (1998). Osmanlı kültürü ve gündelik yaşam: Ortaçağdan yirminci yüzyıla (E. Kılıç, Çev.). Tarih Vakfı Yurt Yayınları.
Bahri, H. (1331/1915). Esrarkeşler. Şems Matbaası.
Hürriyet. (2005, Ekim 17). Babasından fırça yedi ‘veli’ oldu. Hürriyet. https://www.hurriyet.com.tr/gundem/babasindan-firca-yedi-veli-oldu-3392345
Gazete Vatan. (2019, Eylül 23). Osmanlı padişahları hakkında ilginç bilgiler [Galeri]. Gazete Vatan. https://www.gazetevatan.com/yasam/galeri-osmanli-padisahlari-hakkinda-ilginc-bilgiler-1542264
Yılmaz, Ö. F. (2014). Şehzade Bayezid'in afyon meselesi. Yedikıta Tarih ve Kültür Dergisi, Mayıs 2014.
