YANGIN
Yazan:Emre Özer
Kar ince ince yağıyordu…
Asfalt yeni yeni ıslanmaya, az da olsa kar tutmaya başlamıştı.
Başını kaldırdı, sokak lambasının ışığında beliren kar tanelerini izlemeye daldı.
“Gözlerime dolsalar da hiç önemli değil” diye düşündü.
Karın yağışını izlemek ona biraz garip biraz da romantik duygular hissettiriyordu.
Başını öne eğdi ve cebinde kalan son iki dal sigaradan birini kibritle yaktı. Önce kibritin kokusunu sonra sigarayı içine çekti. Dumanın ciğerlerine inmesine izin vermeden sokak lambasına doğru üfürdü. Zaman oldukça ilerlemiş olmalı diye düşündü. Islanan gözleriyle kolundaki saati seçmeye çalıştı. Sabah 3.30 sularıydı…
Gözlerini yumdu. Kar tanelerinin kaşlarına, bıyıklarına konmasına izin verdi.
Pardösüsünün yakalarını kaldırdı ve yürümeye koyuldu. Köpek havlamaları gecenin sessizliğini bozuyordu. Sesler git gide arttı ve etrafındaki hareketlilikten olağandışı bir şeylerin olduğunu sezinledi. Şimdi onu çevreleyen bir sürü köpek vardı, ona bakıyorlardı. Köpek saldırısına uğrayanlarla ilgili haberler aklına geldi; saldıracak olurlarsa ne yaparım diye aklından geçirdi. Otursam mı? Yoksa elime bir taş veya sopa alıp kendimi mi savunsam? Akşam haberlerinde her kafadan bir ses çıktığı için en doğru yöntem nedir bilemiyordu. Yol kenarından iri bir taşı buldu ve serinkanlı adımlarla içlerinden geçmeye karar verdi. Geçerken kalp atışlarının hızlandığını hissediyordu. Gözünün ucuyla köpekleri kolladı. Kuyruğu kıvrık ve toraman olanın üzerine doğru geldiğini fark etti. İri bir taş aldı ve havaya doğru kaldırıp atacak gibi yaptı. Hayvan olduğu yerde durdu. Dişlerini göstererek hırıltıyla karışık havlamasının şiddetini artırdı. “Burası benim alanım” der gibiydi. Adam, kendinden emin adımlarla ve arkasını kollayarak yoluna devam etti. Kalbi dışarı çıkacak gibi atmaktaydı. Önceleri bir sürü bina yaparak hayvanlara yaşayacak alan bırakmadık diye düşünürdü. Şimdi ise başına gelen bu olaydan sonra birbirlerine gösteriş olsun diye satın alıp hediye edenlere, bakamayıp sokağa atanlara, başı boş bırakan Belediyeye ve Devlete okkalı bir küfür salladı ve sakinleşmek için uygun bir yer aradı. Cebinde kalan son sigarasını yaktı. Bu sefer daha derin bir şekilde içine çekti. Sadece ciğerlerine değil, bütün organlarına kadar sirayet etmesini arzuluyordu.
Sokağın sonunda farklı bir ışık gözüne çarptı. İlerledikçe ışık daha da güçlendi ve kırmızıyla karışık bir hal aldı. Şehir dışından gelenlerin sıkça tercih ettiği ahşap kaplama bir otelin üst katından alevler ve dumanlar yükseliyordu. Yardım edebilirim düşüncesiyle koşmaya başladı ve sigarasını yere attı.
Yangına yaklaştığında istemsiz bir öksürüğe tutuldu. Öksürüğün şiddeti gitgide artıyordu. Duman, önce akciğerine sonra diğer bütün organlarına yayılıyordu. Öksürüğün şiddeti git gide artıyor, ardı arkası kesilmiyordu. Kusacak gibi öne eğildi; “ciğerlerim dışa düşse de rahatlasam” diye düşündü. Başı dönmeye başlamıştı. Ne yapacağını, kimden yardım isteyeceğini bilemedi zira sokakta kimsecikler yoktu. “İmdat! Boğuluyorum” diyecek oldu ancak sesinin çıkmadığını fark etti. Duman, organlarının en ücra köşesine kadar kaplamıştı. Dayanacak gücü kalmadı ve olduğu yere yığıldı. Yüz üstü, asfalttaki küçük su birikintisine kapaklandı. Su, yüzünün tamamını ıslattı ancak içindeki yangına faydası yoktu. Yaşadıkları birkaç saniye içinde gözlerinin önünden film şeridi gibi geçti. “Keşke” diyecek durumda değildi…
Neden sonra sırtında şiddetli bir güç hissetti. Bir el onu, pardösüsünden tutmuş ve sırt üstü çevirmişti. Aynı şiddetli gücü göğsünde de hissetti. Birisi, suni solunum yapıyordu ancak dumandan oksijensiz kalan kalbi daha fazla dayanamayıp durmuştu. Müdahale eden kişi uzunca bir süre uğraştı fakat tepki alamadıkça ümidi tükeniyordu. Gözü, sokak lambasının ışığıyla parlayan yerdeki adamın saatine ilişti. Saat 4.40 sularıydı…
26.01.2025Not: Bu yazı, Bolu’da meydana gelen yangın faciasında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza ithafen yazılmıştır.