YILDIZLARIN ARDINDA
Yazan:Ceyhun Yusuf Özkeskin
Paralel evren, alternatif yaşam, su bulundurma ihtimali olan gezegenler gibi söylemler günümüzde sık sık medyada karşımıza çıkmaktadır. Biz dünyadaki yaşamımızda düzen sağlamaya uğraşırken astrobiyologlar ve gezegen bilimciler, uzayın derinliklerini araştırıyorlar. Bu arayışa ilgi duyan insan sayısı çoğunluğa oranla azdır. Bunun sebebi, günümüze kadar biriken bulguların dünyadakinden başka yaşam formuna kesin delalet etmemesi ya da insanların iş, aile, geçim gibi ekonomik ve sosyal dertlere öncelik vermeleri olabilir. Peki, insanoğlu bilinenin ötesini düşünmeye ne zaman başladı?
Tarihte ilk kez dünya dışında da bir yaşam olduğu fikrini savunan tek kişiyi belirlemek zordur çünkü bu düşünce akımı bir felsefi spekülasyon olarak başlamıştır. Ancak bu fikri açıkça dile getiren ilk önemli figürler, özellikle atomist geleneğin temsilcileri olmak üzere Antik Yunan filozoflarıdır. Leukippos, atomculuk fikrini ortaya atan ilk filozof olarak kabul edilir. Atomist geleneğe göre evrendeki her şey temelde atomlardan oluşur; her olay ilahi ya da doğaüstü etkenlerle değil atomların çarpışması ve nedensellik yasaları çerçevesinde gerçekleşir. Bu gelenek, materyalizmin temelini oluşturur. Başta Platon ve Aristoteles’in teleolojik ve idealist yaklaşımlarıyla felsefe okulları tarafından uzun süre reddedilmiştir. Ancak 17. yüzyılda modern ve bilimsel gelişmelerle yeniden canlanmıştır.
M.Ö. 341-270 yılları civarında yaşayan filozof Epiküros’a göre kainat sonsuz büyüklüktedir ve içinde sınırsız sayıda yapı malzemesi barındırır. Atomların birleşerek gezegenleri ve yaşam formlarını oluşturması, sonsuz boşlukta sonsuz kez tekrarlanan doğal bir süreçtir. Bu yüzden de bizim dünyamıza benzeyen ya da benzemeyen sonsuz sayıda başka dünyanın olduğunu savunur. Felsefesinin temel ilkelerini özetlemek ve kolay okunabilir hâle getirmek için öğrencilerine mektuplar hazırlamıştır ve Herodot’a yazdığı mektupta şu ifadeyi kullanır: “Şunu da düşünmeliyiz ki hem bizimki gibi hem de bizimkinden farklı sonsuz dünyalar vardır.” Şunu da kabul etmeliyiz ki tüm bu dünyalarda yaşayan yaratıklar, bitkiler ve bu dünyada gördüğümüz diğer şeyler vardır.”
M.Ö. 4. yüzyılda Epiküros’tan önce yaşamış olan Metrodoros, “Büyük bir tarlada yalnızca tek bir başağın yetişmesi ne kadar saçmaysa, sonsuz bir evrende de yalnızca tek bir dünya olması o kadar saçmadır,” diyerek başka dünyaların varlığını kesin bir şekilde savunmuştur.
M.Ö. 99–55 yılları civarında yaşayan ve “De Rerum Natura” (Varlıkların Doğası Üzerine) adlı şiiri yazan filozof Lukretius, şiirinde “Dolayısıyla evrenin başka bölgelerinde, diğer türden insanlar, hayvanlar ve hayatlar da olduğuna inanmalısın.” dizesine yer vererek başka dünyaların varlığını dile getirmiştir.
M.Ö. 460-370 yılları arasında yaşayan filozof Demokritos, sonsuz sayıda evren olduğunu; bu evrenlerin bir organizma gibi doğup yok olduklarını, her dünyanın başlangıcı ve sonu bulunduğunu, hatta dünyaların birbirleriyle çarpışarak yok olabileceklerini savunmuştur. Demokritos daha çok fiziksel oluşuma odaklanırken Epiküros bu oluşumların yaşamı da barındırması gerektiği fikrini öne sürmüştür.
Orta Çağ’da da filozoflar ve bilim insanları dünya dışı yaşamla ilgili fikirler öne sürüp araştırmalar yapmışlardır. 15. yüzyılda filozof ve teolog Nicholas of Cusa, evrenin merkezi olmadığını ve dünyanın da diğer yıldızlardan bir farkı olmadığını dile getirmiştir. 16. yüzyılda Kopernik’in Güneş merkezli sisteminden etkilenen Giordano Bruno, sonsuz sayıda güneş sistemi ve her birinde yaşayan varlıkların bulunduğu sonsuz sayıda dünya fikrini savunmuş ve bu görüşleri Katolik Kilisesi’nin temel öğretilerine aykırı olduğu için Engizisyon Mahkemesi tarafından yakılarak idam edilmiştir. 17. yüzyılda Hollandalı fizikçi, matematikçi ve astronom Christiaan Huygens, “Cosmotheoros” adlı eserinde diğer gezegenlerde, özellikle de Jüpiter’in uydularında yaşayan varlıkların bulunabileceğini savunmuş ve diğer yıldızların da Güneş gibi kendi gezegen sistemlerine sahip oldukları fikrini popülerleştirmiştir. Milattan önce başlayan “başka dünyalar” düşüncesinin olasılığı, günümüze kadar korunmuş ve Kopernik Devrimi ile Rönesans’la birlikte bilimsel açıdan güçlenmiştir.
Yaşadığımız yüzyılda ise araştırmalar altın çağındadır. Hem kendi Güneş sistemimizin hem de sistemimizin dışında kalan, ötegezegen olarak adlandırılan gezegenlerin keşfine dair çalışmalar devam ediyor ve şu ana kadarki bulgular kesin olarak başka dünyaları kanıtlamasa da umut vadedici durumdadır. Güneş sisteminde Satürn’ün uydusu Enceladus ve Mars’ta suyun varlığına dair önemli kanıtlar bulunmuş olup araştırmalar devam etmektedir. Ötegezegenler ise dünyaya o kadar uzaktır ki şu anki teknolojik imkânlarla onlara ulaşmak binlerce yıl sürer. Bu yüzden başka dünyalar fikri henüz yalnızca yüksek bir ihtimal olarak kabul edilmektedir. Evrenin yaşının 13.8 milyar yıl olduğu ve içinde yaklaşık 2 milyar galaksi barındırdığı tahmin edilmektedir. Bu kadar yapının arasında ve bu kadar geçen sürede insanlığın hâlâ yalnız oluşuna “Fermi Paradoksu” denir. Peki, herkes nerede? Bunu açıklamaya çalışan üç ana teori vardır:
Büyük Filtre Hipotezi: Eğer filtre arkamızdaysa insanlık için iyi bir senaryodur. Yani insanların varoluşu o kadar zorlu bir süreçti ki dünya bunu atlattı ve evrende çok nadir bir konumda. Filtre önümüzdeyse kötü bir senaryodur çünkü bu, insanların varoluşunun kolay bir süreç olduğu ancak tüm medeniyetlerin kontrol edilemez seviyeye kadar gelişip nükleer savaş, yapay zekânın aşırı ilerlemesi, doğal kaynakların tükenmesi gibi felaketlerle kendilerini yok ettikleri anlamına gelir; bu nedenle de diğer uygarlıkları göremeyiz.
Onlar Aslında Buradalar: Diğer medeniyetler, tıpkı insanların gelişmemiş kabilelerle temas kurmaktan kaçınması gibi insanlardan bilinçli olarak kaçınıyor olabilirler ya da herkes yerini belli etmekten çekindiği için saklanıyor olabilir çünkü başka uygarlıklar tarafından yok edilmekten korkuyorlar.
Nadir Dünya Teorisi: Bizim bilincimizde bir canlının var olma olasılığı o kadar düşüktür ki biz nadir ve olağanüstü bir şekilde evrende var olduk; eşsiz ve yalnızız.
Bizden başka yaşamların bir gün keşfedilmesinin iyi mi kötü mü olacağına karar vermek zordur. Çünkü nasıl bir durumla karşılaşacağımızı bilmiyoruz ve insanlar keşfettikleri yerleri sömürmeyi, yok etmeyi çok iyi başarıyor. 1598 yılında Hollandalı denizciler, Hint Okyanusu’ndaki Mauritius Adası’nı keşfettiler. O güne kadar adaya hiç insan ayak basmamıştı. Adada yaşayan yırtıcı bir hayvan da olmadığı için yalnızca Mauritius’a özgü tür olan Dodo kuşu rahat bir yaşam sürüyordu; uysaldı ve gelen insanlardan korkmamıştı. Bu durum, onun av olmasını kolaylaştırdı. Aynı zamanda adaya getirilen köpek, domuz, maymun, kedi ve fareler Dodoların yuvalarını tahrip ettiler ve yumurtalarını yediler. Ekosistemi kökten değiştirerek ekolojik çöküşe yol açtılar. Dodo uçamadığı ve savunmasız olduğu için tehditlere karşı çaresiz kaldı ve nesli keşfedilmesinden 64 yıl sonra tükendi. Bu, insan etkinliğinin bir türü ne kadar hızlı yok edebileceğini gösteren somut bir örnektir ve bugün Dodo, insan eliyle yok edilen türlerin sembolüdür. “As dead as a dodo” (Dodo kadar ölü) ifadesi İngilizcede bu yüzden ortaya çıkmıştır.
Başka dünyalar olma ihtimali hem politik, bilimsel, felsefi hem de manevi ve duygusaldır. Çok uzaklarda bir gezegende belki bizim gibi okuluna, işine gidenler; belki bizimkine benzer veya bambaşka dertlere sahip olanlar vardır. Belki şu an hâlâ Orta Çağ’ı yaşayanlar, ilkel seviyede olanlar ya da bizden çok daha gelişip galaksiler arası yolculuk edenler vardır. Savaşlar, aşklar, mutluluklar, hayal kırıklıkları yaşayanlar... Ya da bizim anlayamayacağımız yaşam formlarıdır. Belki de bize yüzde 100 benzeyen birisi bizden 1000 ışık yılı ötededir yahut aradığımız ruh eşimiz aslında hiçbir zaman ulaşamayacağımız bir gezegendedir ve birbirimizi tanımadan benzer eylemlerde bulunarak yaşamaya devam ediyoruzdur. Bizler yıldızların etrafında ne olduğunu bilmeden onları seyrederken hayal kurduğumuz gibi, başka insanlar da bizim Güneş’imizi uzaklardan bir nokta hâlinde görerek seyredip hayal kuruyor olabilirler. O kadar çok ihtimal var ki... Felsefeciler fikir üretmeye, bilim insanları araştırmaya ve derin düşünenler de hayal kurmaya devam ediyor. Gelecek, aydınlatılmayı bekleyen sırlarla dolu.
KAYNAKÇA:
"Raphus cucullatus". paleobiodb.org.
BirdLife International 2004. IUCN 2006. 2006 IUCN Red List of Threatened Species. www.iucnredlist.org
A. A. Long (1999). Epicurus. Wiley. ISBN 978-0-63-122967-4.
Michael W. Hickson (2014). A Brief History of Problems of Evil . Wiley-Blackwell. ISBN 978-1-118-60797-8.
Anthony Kenny (2004). Ancient Philosophy. Oxford University Press. ISBN 978-0-19-875273-8.
Jonathan Barnes (1986). "15: Hellenistic Philosophy and Science". The Oxford History of the Classical World . Oxford University Press. ISBN 978-0198721123.
Carlo Diano. Writings and assessment"Epicurus". Encyclopædia Britannica.
Materyalizmin Tarihi ve Günümüzdeki Anlamının Eleştirisi, F.A.Lange.
The Greek anthology, Volume 5, containing books 13–16, @ Internet Archive
Teichmann, Jenny. (2020). The “Arithmetica" of Metrodorus: A Reconstruction Based on the Scholia and Epigrams of the Greek Anthology (Book 14) Das Rechenbuch des Metrodor: Eine Rekonstruktion aus den Epigrammen und Scholien der Anthologia Graeca (Buch 14). Hermes. 148. 86-118. 10.25162/hermes-2020-0006.
"Mathematician:Metrodorus". proofwiki.org.
Lucretius, De Rerum Natura
Kirk, G. S., Raven, J. E., & Schofield, M. (1983). The Presocratic Philosophers: A Critical History with a Selection of Texts (Bölüm 16: Democritus). Cambridge University Press.
Diogenes Laertios. (t.y.). Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri (Kitap IX: Democritos).
Cusanus, N. (t.y.). De Docta Ignorantia (Kitap II, Bölüm 11–12).
NASA/JPL-Caltech. (2024). Perseverance Rover: Mars'ta Geçmiş Yaşam Kanıtları.
(.NASA. (2020). Europa'da okyanus keşfi.NASA/Cassini Mission. (2017). Enceladus'ta Sıvı Su ve Kimyasal Biyo-imzaların Tespiti.
Hart, M. H. (1975). An Explanation for the Absence of Extraterrestrials on Earth. QJRAS.
Hanson, R. (1998). The Great Filter — Are We Almost Past It?Ward, P. D., & Brownlee, D. (2000). Rare Earth: Why Complex Life Is Uncommon in the Universe.
