AMFİ 0
Yazar: Mülayim Sert
Bölüm
Mülkiye’den geçen her insan ortak bir hafızaya iz bırakmıştır. Bu hafıza bazen derin uykusundayken yüksek sesle horlayabilir. Aklınız yeterince meşgulse ve bu okulun köşelerinde yeterince düşünmeye vakit bulmuşsanız bu hafızanın uykusunda çıkardığı sesleri duyabilirsiniz. Yarkın böyle bir ana tanıklık edebilecek belki de son öğrenciydi. Bütün kâbus, kitap paylaşım rafından aldığı bir kitapla başladı. Karlı bir aralık akşamında Yarkın’ın dersi her zamankinden biraz daha geç bitmişti. Saat 19.20’de esneyen öğrencilerin görüntüsüne dayanamayan hoca artık dersi bitirme vaktinin geldiğini anlamıştı. Yarkın bomber kesim deri ceketinin yakalarını kaldırdı, sırt çantasını kuşandı ve henüz kapanmamış olan Orta Kantin’e bir kahve almaya gitti. Açken kahve içmeye bayılırdı. Orta Kantin’deki masalar bomboştu, sadece bir masada kızıl saçlı bir kız okuduğu romana dalmıştı. Yarkın kızın yüzünü bir yerlerden tanıdığına emindi. Kantincinin uzattığı kahveyi alırken kitap okuyan kız, onun aklına hemen ileride duran kitap rafını getirdi. Göz atmak için yaklaştı. Okulda kimin çıkardığını bir türlü anlayamadığı, her biri farklı cenahtan dergilerin arasında kırmızı kapaklı bir roman gözüne çarptı. Kütüphane çalışanları ömrünü tüketmiş kitapları bazen bu rafa koyardı. Kitabın sapasağlam deri cildi ilgisini çekti ve eline aldı. Sayfaların köşelerindeki tarihleri fark etti. Bu dönemi hatırlayan herkes herhâlde şu an toprak altındadır. Bunun bir günlük olduğunu fark etmesi kısa sürmedi. Ölen bir kişinin günlüğünün kitap paylaşım rafına nasıl geldiğini düşünürken ilk sayfayı açtı. “14 Aralık 1960: Mülkiye 120 No.lu Yatakhane”. Bir an okulun bir zamanlar yatılı olduğunu hatırladı. Günlüğü daha fazla kurcalamadan çantasına attı. Ana kapıya yöneldiğinde Orta Kantin’deki kızı tekrar görmeyi umdu. Kız yerinde yoktu.
Yarkın’ın öğrenci evi Cebeci Lisesi’nin sokağında, eski bir apartmandaydı. Apartman
kapısından girdiğinde her zamanki gibi onu bir hamam böceği karşıladı. Üzerine bastığında çıkan çıtırtının sesi apartman boşluğunda yükseldi. Eve girer girmez çantasını bir köşeye fırlattı ve sahip olduğu tek masa olan plastik masasının üstünde, sarı ışığın altında günlüğü okumaya başladı.
“14 Aralık 1960: Mülkiye 120 No.lu Yatakhane
Ben Mülkiye son sınıf öğrencisi Zeynep Bilge Sarı. Bu gece yine Amfi 0’ı gördüm. Orada bulunduğuma ve derse girdiğime yemin edebilirim. Bunu ikinci yaşayışım. Her dersten sonra yaşadıklarınız aklınızdan yavaşça siliniyor. Bu yüzden hatırladıklarımı not alacağım. Sınıfa girdiğimde tahtada ‘Devlet hatırlayanı sevmez.’ yazıyordu. Işıklar o kadar loştu ki sıramı nasıl buldum bilmiyorum. Herkes not almakla meşguldü ama neyi not alıyorlardı? Dersi anlatan hocanın sırtı dönüktü, yüzünü göremedim ancak öğrencilerin suratını gördüm. Deri kaplı boş yüzler... Beni görmüyor gibiydiler. Yazmakla meşguldüler. Ardından ne yaptığımı hatırlayamıyorum. Yatakhanemde uyanmıştım. Arkadaşım beni dürttü ve kâbus gördüğümü söyledi. Tekrar uyuyamadım. Saat sabahın altısı, duş alsam iyi olacak.”
Günlük aralıklarla yazılmıştı ve kız sadece Amfi 0’ı gördüğü günleri not almıştı. Birden sayfaların arasından siyah beyaz bir fotoğraf düştü. Fotoğraf o kadar eski duruyordu ki Yarkın toz olup uçmasından korkarak nazikçe eline aldı. Bir grup öğrenci, Siyasal’ın ana giriş kapısındaki merdivenlerde sıra olmuştu. Herhalde eski mezunlar. Yarkın, resmi daha dikkatli incelediğinde şok oldu. Öğrencilerin en arkasında, en üst basamakta bugün kantinde gördüğü kız duruyordu. Asıl şok edici olan ise onun yanında kendisini görmesiydi. Mezun olmanın mutluluğuyla gülümsüyorlardı. Yarkın nefesinin daraldığını hissetti. Resmi masaya koyup ayağa kalktı, odanın içinde ne yapacağını anlayamaz bir biçimde önce ileri sonra geri gitti. Resmi tekrar eline aldı. Hiçbir şey değişmemişti. Ne yapacağını bilemeyerek günlüğün sayfalarını hızlıca çevirmeye başladı.
12 Ocak 1961: Mülkiye 120 No.lu Yatakhane
Bitmeyen rüyalarımda hep aynı sınıfı görüyorum. Amfi 0...
20 Şubat 1961: Mülkiye 120 No.lu Yatakhane
Artık hatırlıyorum ama hatırlamamalıydım. Anlarlarsa beni öldürürler...
10 Mart 1961: Mülkiye 120 No.lu Yatakhane
Bir yolunu bulmalıyım, istediğim zaman girip çıkabilmeliyim...
Yarkın tüm gece uyumadan günlüğü okudu. Günlük tam dört yıl sürüyor ve şu sözlerle bitiyordu: “Bıraktığın yerde bekleyeceğim, sonsuz rüyamda”.
Bölüm
Yarkın aylardır Amfi 0’ı bulmak için uğraşıyordu. Derslere uykusuzluktan morarmış
gözlerle giriyor, kimseyle konuşmuyordu. Arkadaşları ondaki değişikliği fark etmişlerdi. En başlarda onunla sohbet etmeyi denediler, ardından onlar da Yarkın’dan uzak durmaya başladılar. Zeynep Bilge Sarı günlüğünde her şeyden bahsetmiş ama Amfi 0’a nasıl girilip çıkılacağından bahsetmemişti. Okulun her yanını dolaşmış, en altta kimsenin bilmediği arıtma havuzuna bile gitmiş, ama Amfi 0’a dair en ufak iz bulamamıştı. Derse girmek yerine kütüphanede bulduğu günlüğü okuduğu günlerin birinde, orada uyuyakaldı. Rüyasında Küçük Amfi’deydi. Küçük Amfi’nin tam ortasından aşağıya yürüdü ve amfiden çıktı. Okul çok daha farklıydı. Gruplar hâlindeki öğrenciler koridorlarda sigara içiyor, hocalar ellerinde gazetelerle dersliklerine gidiyorlardı. Orta Kantin’i aydınlatan tavandaki paralel boşluklara bakarken donakaldı. Hareket edemiyordu. Ardından yanında bir ses duydu. “Yarkın yürüsene, daha Bedri Gürsoy’un dersi var.” İşte o kız. Günlüğün sahibi. Ona sesleniyordu. Yarkın kızı takip etti.
— Bedri Gürsoy kim?
— Kamu Maliyesi’ne giriyor, tabii sen yeni geldin, bilmezsin.
Yarkın’ın önünde yürümekte olan kız aniden durdu ve yüzünü Yarkın’a döndü.
— Onları hatırladığını fark ederlerse senin peşini bırakmazlar. Anılar, unutulmak ister.
Yarkın kendini bir anda loş ışıklı bir sınıfta buldu. Yanında yine kızıl saçlı kız vardı. Kara tahtada şık giyimli bir adam ders anlatmaktaydı. Yarkın’ın ilk duyduğu ses hocanın “İyi günler, ödemeyi peşin ister çocuklar.” sözüydü. Ardından adam bu sözü tahtaya yazdı ve monoton bir sesle sırtı dönük biçimde tekrar tekrar söylemeye başladı. “İyi günler, ödemeyi peşin ister. İyi günler, ödemeyi peşin ister...”
Yarkın çevresindekilerin suratlarına baktığında pürüzsüz deriyle kaplanmış boş yüzlerini gördü. Çığlık atamıyordu, sanki birileri boğazını sıkıyordu. Kızıl saçlı kız ona gülümseyerek baktı:
— Rüyamda bekliyorum Yarkın.
Yarkın tekrar uyandığında evindeydi. Hatırladıklarının rüya mı gerçek mi olduğunu
çözemiyordu. Fark ettiği tek şey gördüklerini yavaş yavaş unutmaya başladığıydı. Hemen bir defterin boş olan en arka sayfasını açtı ve hatırladığı her şeyi yazdı. Amfi 0’a girmenin kesin bir yolu yoktu, okulun herhangi bir köşesinde veya kütüphanede uyuduğu zamanlar bolca oldu ama sadece belirli zamanlarda kendini Amfi 0’da buldu. Yanında her zaman o kız vardı ve her ders başka bir söz tekrarlanıyordu. Ancak bir gün işler değişmeye başladı. Bir türlü uyanamadığı günler oluyordu. Zamanla uyumaktan korkmaya başladı. Rüyalar sıklaştı, her uyuduğunda Amfi 0’daydı. Kız ona her zaman aynı sözü söyleyene kadar uyanamıyordu “Rüyamda bekliyorum.”. Yazdıkları şimdiden iki defter olmuştu. Uykusuzluk hayatının bir parçası olmaya başlıyordu. Akıl sağlığının pamuk ipliğine bağlı olduğunu hissetmeye başlamıştı. Uyumadığı zamanlar, günlüğün sahibi olan kızı okulun içinde gördüğü halüsinasyonlar yaşıyordu. Yine uyumaya korktuğu günlerin birinde, 1964 yılında Ankara’da gerçekleşen ölümleri araştırmaya başladı. Kaynakları tararken 1964 Haziran’ından yerel bir gazetenin kupürüne rastladı:
“Mülkiyeli Genç Kız Kendini Astı!
Bugün sabah tüm Ankara’yı ve Mülkiyeli talebeleri yasa boğan bir olay gerçekleşti. Mülkiyeli öğrenci Zeynep Bilge Sarı, sabah saatlerinde okul binası içeirsinde kendi yaşamına son verdi. Merhumenin cenazesi bugün öğle namazına müteakip Cebeci Camii’nden kaldırılarak Cebeci Mezarlığı’na defnedilecektir.Soruşturmalar Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından titizlikle yürütülüyor.”
Bu haber Yarkın için bir kırılma noktasıydı. O gece rüyasındaki ziyaretçinin boş göz çukurlarından böcekler girip çıkıyor, dili olmayan ağzından sözcükler dökülüyordu: “Beni bu azaptan kurtar Yarkın, Amfi 0’ın kapatılması için ebedî uykuma gönderilmeliyim. Beni, beklediğim yerde bulacaksın.”
Aradan bir hafta geçmişti. O gece yarısı Yarkın sırt çantasına asmış olduğu ufak bir kampçı
küreği ve elinde sigarasıyla Cebeci Mezarlığı’nın önündeydi. Gökten deli gibi yağmur yağıyordu. Muhtemelen Tanrı, insanlarının suratına tükürüyordu. Mezarlığın bekçisi kulübesinde izlediği derbi maçına dalmıştı. Yarkın duvardan atladı ve karanlıkta önceden bulduğu o mezar taşına doğru ilerledi.
Zeynep Bilge Sarı
18 Nisan 1941-29 Haziran 1964
İlk kürek darbesini vurduğunda mırıldandı: “Artık ait olduğun yere dönme vaktin geldi”. Mezarı tamamen açması yaklaşık 3 saatini aldı. Gördükleri karşısında asla şaşırmadı çünkü beklentisi tam olarak buydu. Kızın cesedi daha dün gömülmüş gibi sapasağlamdı. Yarkın çantasından bir şişe benzin çıkardığı sırada siren seslerini fark etti. Hızlıca benzini döktü ancak tam çakmağına uzanacağı sırada sırtından gelen bir tekmeyle yere yığıldı. Polisler onu elleri arkadan kelepçelenmiş halde gözaltına aldıkları sırada bağırıyordu: “O yaşıyor, manyak herifler! Kız yaşıyor diyorum!”.
Olayın yaşandığı gece orada bulunan bir polis memuru, sıcak yatağına döndüğünde eşine şu
sözleri mırıldandı: “Kızı görmen lazımdı. O mezarın içinde gülümsediğine yemin edebilirim.”
27 Haziran 2020 Ankara Cebeci Karakolu
Yarkın nezarethanede iki gecenin ardından sorguya alındı. Polis, önüne bir doktor raporu ile ne olduğu belirsiz ayrı bir kâğıt parçası fırlattı. Yarkın, doktor raporunu okuduğunda kızın tırnaklarında tebeşir tozu bulunduğunu öğrendi ama şaşırmadı. Bedeni ise taptazeydi ve Yarkın’dan durumu açıklaması bekleniyordu. Asıl can alıcı nokta ise diğer kâğıt parçasıydı:
AMFİ 0 YOKLAMA LİSTESİ
1960-Zeynep Bilge Sarı
1961-
1962-
1963-
2020-Yarkın Çetin
Ders Henüz Bitmedi!