Aslan ile Maymun
Yazar: Güldalı
Evvel zaman içinde yüksek dağların sarıp sarmaladığı, güneşin hiç eksik olmadığı ve her türden yemişin yetiştiği bir orman varmış. Bu ormanın tam ortasında güneşin doğuşunun ve batışının eşsiz manzarasının sergilendiği, Aslan’ın hükümdarlığını sürdürdüğü bir saray varmış. Bu saray nesillerdir aslan türüne ev sahipliği yaparmış. Otoriter, kuralcı ama bir o kadar da adaletli olan Aslan’ın tebaası yıllardır yaşamlarını huzurla sürdürmüş.
Aslan hasat vaktinin son bulmasına ve bu yılın da bereketli geçmesinin şerefine tüm halkına görkemli sarayında bir ziyafet vermek üzere tüm ormana haber salmış. Bu haberi duyan orman sakinleri büyük bir heyecanla ziyafet gününü beklemeye koyulmuş. Tüm orman halkı Aslan’ın yüce gönüllülüğü karşısında Aslan’a saygı duymuş, tek bir hayvan hariç: Maymun. Ziyafet haberini işiten Maymun’un içi hasetle dolmuş. Bu haset ziyafet günü gelip çatana kadar büyüdükçe büyümüş.
Nihayet ziyafetin gerçekleşeceği gün gelmiş. Masada yok yokmuş. Büyük palmiye yapraklarının üzeri çeşit çeşit yemişle doluymuş. Şifalı bitkilerin çayları yaşça büyük hayvanlar için özenle demlenmiş. Orman halkı yavaş yavaş sarayın girişinde kalabalıklaşmış. Bu kalabalık, uzunca bir ağacın dalında sallanan Maymun’u sinirlendirmiş. Kendi kendine fısıldamış:
— Ne buluyorlar Aslan’da anlamıyorum. Yıllardır zalimce yönetiliyoruz. Kimse kalkıp sesini çıkarmıyor. Ben daha iyi bir hükümdar olabilirim.
Söylediklerini tekrar ettikçe bu düşünce Maymun’un iştahını kabartmış.
Herkes yerini almaya çalışırken Aslan yüksek merdivenlerin tepesinde ailesiyle belirmiş. İlk başta fark eden olmamış, Aslan gürce kükreyince salona sessizlik çökmüş. Aslan yavaşça merdivenleri inerken kalabalığa seslenmiş:
— Burada olan herkese teşekkürlerimi sunuyorum. Beraber ektik, beraber biçtik. Şimdi de beraber yiyelim. Herkese afiyet olsun!
Böylece ufak konuşmasını bitirmiş. Aslan’ın ailesi de merdivenlere yönelmiş ve sonunda başköşeye kurulmuşlar. Aslan’ın bilge hocası Kaplumbağa, Aslan’a gururla bakmış.
Aslan’ın konuşmasını dalın tepesinde dinleyen Maymun, kibrini de beraberinde götürerek ziyafete katılmayıp evine dönmüş.
İlerleyen saatlerde ziyafetten sonra sarayda bir şenlik havası hâkim olmuş. Bülbüller şarkılarını söylerken hayvanlar dans etmeye başlamış. Herkes halinden memnun vaziyetteyken yüksek kapılar bir hışımla açılmış, tüm gözler kapılara çevrilmiş. Gelen, evinde öfkesini ve kibrini büyüttükçe büyüten Maymun’muş. Muz saplarından yaptığı komik bir taçla salonun ortasına doğru ilerlemiş. Tacı fark edenlerden bazıları kendilerini tutamayıp ufak kahkahalar salıvermiş. Fısıldaşmalar ve salondaki uğultu artarken Maymun konuşmaya başlamış:
— Onun bu sahte cömertliğine inanmaya son verin artık! Hepiniz iki lokmaya inanıyorsunuz. Daha fazlası varken neden daha azıyla yetinelim?
İşaret parmağını cüretkarca Aslan’a yöneltmiş ve konuşmaya devam etmiş:
— Sen! Her şey sen ve senin ailenin açgözlülüğü yüzünden oluyor! Daha fazla sana boyun eğmeyeceğiz, ziyafet diye önümüze koyduğunuz artıklardan çok daha fazlasını hak ediyoruz!
Aslan, hocası Kaplumbağa’ya bakmış. Kaplumbağa başını hafifçe aşağı yukarı sallamış. Aslan bir anda kükreyerek Maymun’un üstüne yürümüş. Aslan’ın yürüyüşüyle kalabalık ikiye ayrılmış, fısıldaşmalar son bulmuş. Aslan hızla pençesini Maymun’un tacına doğru savurmuş, korkuyla geri kaçan Maymun yerde yalpalamış. O esnada Maymun’un komik tacı yere düşmüş. Aslan, Maymun’a burun buruna gelinceye kadar Maymun’a yaklaşmış; kulağına kadar eğilmiş ve fısıldamış:
— Ben bu koca ormanın kralıyım. Sense sadece kıskanç ve kibirli bir maymunsun, fazlası değil. Ya bana boyun eğersin ve hayatını aynen devam ettirmene müsaade ederim ya da sana bir şans veririm. Şansı doğru kullanırsan bu ormanın kralı sen olursun. Seç!
Maymun şaşırmış, bir o kadar da korkmuş ama taht sevdasına engel olamayıp Aslan’a şansının ne olacağını sormuş. Aslan cevap vermiş:
— Bu ulu ormanı, bir haftalığına senin yönetimine vereceğim. Benden daha iyi yönetirsen krallık senindir.
Maymun yönetemezse ne olacağını bile sormadan kabul etmiş.
Aslan yerden doğrulmuş Maymun’un kolundan tutmuş ve kaldırmış. Süslü taşlarla kaplı altın tacını başından çıkararak Maymun’un başına koymuş. Salonda şaşkın gözlerle bakanlara dönmüş ikisi de. Maymun yüzünde aptal bir sırıtış ile Aslan’ın konuşmasına fırsat vermeden patavatsızca atılmış:
— Bir haftalığına kralınız benim!
Aslan bu durumun ormanın iyiliği için olduğuna dair birkaç şey söyledikten sonra hocası Kaplumbağa’nın yanına gitmiş.
— O maymun kendini rezil edecek ve ben de onurumla tahtıma ve tacıma geri kavuşacağım, demiş hocasına.
Hocası Aslan’a katıldığını belirtmiş başka bir şey de dememiş. Onu bugünler için yetiştirmiş zaten. Aslan ailesi ve Kaplumbağa önde olmak üzere salon yavaş yavaş boşalmış. Salonun ortasında boş sırıtışla duran Maymun kalmış sadece. Kralın odasına gidip tacı kafasında bir güzel uykuya dalmış.
Aslan ailesi, Aslan’ın babasından miras kalan bir su kenarındaki bir araziye gelmişler. Yumuşak yapraklardan kendilerine döşek yapmışlar. Dişi Aslan eşine sabırla ve aşkla bakmış. Konuşmadan uyumuşlar.
Günler günleri kovalamış ve sonunda bir hafta geçmiş. Bu bir hafta Aslan için dinlendirici bir tatil olurken Maymun için öğretici ve sıkıntılı bir hafta olmuş. Tacın yükü altında ezildikçe ezilmiş. Halkın sorunlarını ve krallığın getirdiği sorumlulukları küçümsediği için kendinden utanmış. Maymun ilk dört gün ziyafetler ve şölenler düzenlemiş. Beşinci gün ambar bomboş kalmış. Maymun bütün erzakları har vurup harman savurduğundan son üç gün tüm orman sefalete sürüklenmiş. Yedinci günün akşamı ormanda Maymun iktidarına karşı şiddetli bir başkaldırı gerçekleşmiş. Kalabalık bir grup sarayın kapılarına kadar gelmiş ve kapıları zorlamaya başlamış. Kalabalıktan uğultuyla karışık bir ses yükselmiş:
— KRALIMIZ ASLAN ÇOK YAŞA!
Ses gitgide yükselmiş, Maymun’a kasvet basmış. Kapıların açılmasını emretmiş. Kalabalık girişteki salona doluşmuş. En arkada Aslan koca gövdesiyle gururlu ve kendinden emin şekilde ilerlemiş. Aslan ve Maymun bir hafta sonra karşı karşıya gelmiş.
Aslan daha bir şey demeden Maymun başından süslü tacı çıkarmış, Aslan’a uzatmış:
— Sen haklıydın. Ben sadece bir maymunum. Yapabileceğimden çok daha fazlasına tamah ettim. Her şeyi mahvettim, halkını açlığa sürükledim. Kibrim ve hasedim gözümü kör etti,
demiş Aslan’ın önünde eğilmiş.
Maymun sonunda Aslan’ın önünde eğilirken dudaklarından şu sözler dökülüvermiş:
— Kralımız Aslan çok yaşa.
Ve utana sıkıla salonu terk etmiş.
Aslan tacını hocası Kaplumbağa’ya uzatmış ve başını hafifçe eğmiş. Kaplumbağa, tacı ait olduğu kişiye takmış ve usulca konuşmuş:
— Tacın yükü altında benliğini kaybetme. Her daim ormanımız huzurlu ve mutlu olsun.
Aslan cevap vermiş:
— Bilgeliğinizi hep yanımda taşıyacağım.
Ardından Aslan yüzünü kalabalığa çevirmiş ve şöyle demiş:
— Endişe etmeye gerek yok. Maymun’a anahtarını verdiğim ambar yalnızca bir aylık erzakımızı muhafaza ediyordu. Yılın geri kalanı için gerekli olanlar güvenle korunuyor.
Salondaki hayvanlar mutlulukla birbirlerine sarılmışlar ve Aslan’a teşekkür ederek saraydan çıkmışlar. Aslan’ın ailesi de sonrasında yuvalarına döndüklerinden dolayı çok mutluymuşlar. Odalarına geçip dinlenmişler. Aslan ise sarayın terasına çıkmış. Yeniden kuşlar cıvıldamaya, yavru ceylanlar koşturmaya başlamış. Herkes halinden memnunmuş hatta Maymun bile. O da gündelik işlerini yapmaya devam etmiş ve elindekilerle mutlu olmayı edindiği tecrübelerle öğrenmiş.