Ana içeriğe atla

Emperyalizmin Tepemizde Sallanan Kılıcı:

 Emperyalizmin Tepemizde Sallanan Kılıcı:

Yazar: Oğuz Kaan Ormancı

Gunboat Diplomasisi 

Yöntemleri üzerinden bir Emperyalizm Eleştirisi

Cicero, Tusculum Tartışmaları’nda (Tusculanae Disputations) Siraküza Kralı Dionysios ve onun saray ahalisindeki dalkavuklarından olan Demokles’in efsanesini anlatır. Efsane şöyle gelişir: Dionysios şatafatlı bir hayat sürdüren, engin zenginlikler ve kaynaklara sahip bir kraldır. Dalkavuklarından Demokles ise her fırsatta kralının zenginliklerine methiyeler dizmektedir. Bir gün Demokles yine kralın varlıklı hayatına methiyeler dizerken Kral Dionysios’tan mutlu kimsenin olamayacağına değinir, bunun üzerine Kral Dionysios Demokles’e yerine geçmek isteyip istemediğini sorar. Demokles kralın teklifini kabul eder ve Kral Dionysios, Demokles’e tüm şatafat ve zevkleri tatma imkânı sunar. Akabindeyse eşsiz bir ziyafet tertip ettirir ve bu ziyafet esnasında kral, Demokles’in başının üstüne, tek bir at kılı ile tavana bağlı bir kılıç asılmasını emreder. Bunun üstüne Demokles hemen bütün şatafatı görmez olur ve kralından serbest kalmayı diler. (Cicero, 2005), (Hirst, 2025).

Peki, bu noktada Cicero’nun Tusculum Tartışmaları’ndaki bu anekdotun bize öğretecek neyi var? Yapılan yenilikçi okumalar (Verbaal, 2006) bize gösteriyor ki Tusculum Tartışmaları Cicero’nun hayatıyla büyük bir paralellik içinde. Verbaal için bu paralellik, sadece Cicero’nun kızını kaybetmeye dair duyduğu büyük buhran ile yası erdemliliğe dayanan bir yolculukla aşarak mutluluk ve bilgeliğe ulaşma çabasından fazladır. Bu, büyük bir Sezar karşıtı partizan olan ve ona karşı senato güçleriyle mücadele edip kaybetmiş ve en sonunda senatörlük makamından ayrılmış, siyasetten el çekmiş Cicero’nun Sezar’ıyla olan hikâyesidir.

Cicero, Cato ve Pompei; bunların hepsi cumhuriyetçi erdemler uğruna savaşmış mağlubiyetleri sonrası siyasetten el çeken ve sürgünlere zerk olan nice büyük Romalıdan en bilinenleri. Peki, neden Roma’nın soylu büyük ailelerinin liderleri olan bu büyük hatipler, avukatlar ve kumandanlar siyasetten çekildiler? İşte bu noktada Demokles’in kılıcı kesin bir cevap teşkil ediyor. Roma artık Siraküza gibi güçlü bir kral veyahut tiranın pençelerindeydi, bu noktada Demokles’in kılıcı yani tiranın iktidarının mutlak gücü ve bireyselleşmiş şiddet tekeli onlara bir tehdit haline gelmişti. Sezar’ın kontrolündeki Roma devlet mekanizmaları ve şiddet tekeli basit tehditlerle boş kurumlardan daha fazlasıydı. Sezar asimetrik, yani bir tarafın diğerinden daha üstün olduğu, bir güç projeksiyonu ile Roma devlet mekanizmalarını yukardan idarenin en başından en alta halka, sokaklara kadar uzanan bir devlet terörü yaratmak için kullanıyordu. Sezar bu devlet terörüyle özellikle tahakküm yaratıyor eski siyasi paydaşları olan güncel rakiplerinin hukuki meşruiyetlerini boşa çıkararak aralarında Kral ve Demokles arasındaki gibi bir hükümdar tebaa ilişkisi kuruyordu. Cicero ve cumhuriyetçiler aynı Demokles gibi başlarının üstünde sallanan kılıç, yani terör, karşısında boyunlarını eğiyor tüm siyasi mevki ve emellerinden vaz geçip kendi güçlerinden cayarak Sezar’ı kabulleniyorlardı. İşte bu noktada Aynı Dionysios gibi erdemli bir tiranlığa sahip Sezar, bir çırpıda erdemliliğini göstererek onları affetti. Tarih her zaman ki akışına devam etti zaman değişti ama yöntem, şeklî değişiklikler ve hatta iyileştirmeler hariç kendinden bir şey kaybetmedi. Erdemli kralların yerlerini erdemli hukuklarıyla modern devletler aldı, Roma gladius’unun işlevlerini gunboatlar’ıyla donanmalar yerine getirir oldu ve en sonunda Demokles’in kılıcı gunboat diplomasisine evrildi. Peki, meşru hukukları ve donanmalarıyla emperyalist devletlerin bu yeni kılıcı ne idi? 

Gunboat diplomasisinin doğuşu emperyalizmin altın çağı diyebileceğimiz 19. yüzyıl ortalarına denk gelir. Genel kabul gören hikâye Amerikan Diplomasisi Ulusal Müzesinin de belirttiği gibi “Japonya hikâyesidir” ve tanımı bu hikâyeyle bire bir bağlantı içerir (National Museum of American Diplomacy, n.d.). Hikâye şu şekilde gelişir: Amerikan filo komutanı Tuğamiral Matthew Calbraith Perry 1853’te Japonya ile ilişkiler kurmak için savaş gemilerinden oluşan bir filo ile yola çıktı. Tuğamiral Perry yıllarca dışa kapanık yaşamış Japon anakarasını dışarıya, özellikle de Amerika ile ticarete açmaya kararlıydı ve bunun için elindeki silahları kullanmaktan çekinmeyecekti. Ne mutlu ki sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş demişler. Daha önceden Hollandalılarca sömürge hâline getirilmeye çalışılmış, Avrupalı devletlerin sömürgeci arzularını tecrübe etmiş Japonya, Tokyo körfezine demirleyen Amerikan savaş gemilerinin manzarasında gerçekleşen görüşmelerde ABD ile ilişki hâlinde bulunmayı kabul etti. İşte ABD-Japonya ilişkilerini başlatan bu barut kokulu tanışma ile doğan gunboat diplomasisine Amerikan Diplomasisi Ulusal Müzesi “Dış politika hedeflerine ulaşmak için askeri güç tehdidi kullanımı” (National Museum of American Diplomacy, n.d.) tanımını yapmıştır. 

Gunboat diplomasisine dair yapılan bu tanım ABD için bile dardı. Çünkü inkâr etmeksizin bir tiranın topraklarını büyütmek ve gücüne güç katma arzusu erdemli hukuk düzeni ile rasyonalist bir devlet olan ABD’de de mevcuttu. ABD’nin beslediği emperyalist arayışlar Theodore Roosevelt ile bir yanıt buldu. Theodore Roosevelt 1821 tarihli ve ABD’nin 1. Dünya Savaşı’na kadar kesintisiz uyguladığı Monroe Doktrini’nin üstüne çıkarımlarda bulundu ve yeni ilkeler ekledi. Bu yeni Theodore Roosevelt ilkeleri, doktrini hem genişletti hem de defansif bir konumdan çıkararak agresif politikaların önünü açtı. Theodore Roosevelt’in ilkeleri özellikle Orta ve Güney Amerika ülkelerinde uluslararası alacaklılara olan borçların ödenmemesi, ABD’nin haklarının ihlal edilmesi veyahut Amerikan uluslarına dış müdahale çağrısı olması durumunda ABD’nin son çare olarak devreye girip müdahale etmesini öngörür. Bu ilkeler ABD’yi bölgesel bir polis ilan eder niteliktedir (Office of the Historian, 2019), (Roosevelt, 1904). İşte bu polisliğe soyunma, Theodore Roosevelt dönemi ABD Dış politikasını tanımlayan Big Stick Diplomacy (Büyük Sopa Diplomasisi) ve bunun çerçevesinde güçlü devletlerin zorlama ve tehditle zayıf devletlere söz geçirmesi anlayışını özetler niteliktedir. Son raddede, Theodore Roosevelt’in Big Stick Diplomacy yaklaşımı ile uzun copunu diğer Amerikan ulusları üstünde sallayan ABD adeta erdem tiranlığını erdemli bir polisliğe dönüştürmüştür. ABD bu doktrinel modifikasyondan aldığı güçle, 1905’te borç ödemelerini aksatan ve Avrupalı güçlerce müdahaleyle tehdit edilen Dominik Cumhuriyeti’nin başkenti Santo Domingo’ya gunboatlar göndermiş ve alacaklıların ödemelerini yapmak amacıyla gümrük gelirlerine el koymuştur. Theodore Roosevelt’in Big Stick Diplomacy adını verdiği bu gunboat diplomasisi doktrini Küba, Nikaragua ve Haiti’de de müdahaleleri meşrulaştırmış ve pek çok yara izi bırakmıştır (Mitchener, Weidenmier, 2005) (Office of the Historian, 2019), (Roosevelt, 1904).

Yöntemin doğuşu ve emperyalist arzulardan beslenen gelişimini sunduğumuza göre şimdi elimizdeki bu gelişmiş yöntemin uluslararası sisteme olan etkisine dair tahlillerde bulunmak, hem yönteme olan anlayışımızın derinleşmesini hem de yöntemin bağlı olduğu emperyalizm ve neo-emperyalizmi eleştirel olarak anlamamızı sağlayacaktır. Tarihsel bağlamına da baktığımızda açıktır ki gunboat diplomasisinin bir numaralı amacı uluslararası sistemde zora dayalı bir rıza üretimidir.  Sezar ve eski antikitenin tiranlarının yaptıkları bireyler arası ilişkiler ve sosyal kontrol için rıza üretiminde güç, özellikle de askeri güçlerini kullanmaktır. Öte yandan Cicero’nun ve yoldaşlarının açık ara üstün entelektüellikleri ve var olan hukuk sisteminden aldıkları meşru konumları burada çatışma yaratır. Bu karşılıklı güç ve erdeme dayalı rıza ve meşruiyet üretimdeki zıtlık, tarihin pek çok raddesinde meşruiyetini silah ve güçle sağlayanların gayri ihtiyari muzaffer olduğu savaşlarla çözülmüştür. Buna rağmen yenilgi sonrasında gelen hayatlarında Sezar’ın askeri galibiyetinin, sahip oldukları üstünlüğü ellerinden almamasına rağmen Cicero ve yoldaşlarının bunlardan cayması, Sezar’ın askeri gücünün aynı Tokyo körfezine demirli Amerikan gunboatları ve Demokles’in kılıcı gibi varlıklar aracılıylabir tahakküm ve rıza ürettiğini bize gösterir. İşte bu vakalar arası örüntü sistemsel olarak incelendiğinde aynı rıza ve tahakküm üretimini ve buradan türeyen meşruiyeti günümüzde bile görmekteyiz. 

Bu hususa dair belki de en net ve kapsayıcı örnek günümüzdeki uluslararası hukuk ile Trumpizm tartışmaları ve ABD merkezli uluslararası saldırganlık olabilir. Uluslararası hukuk bu durumda Roma hukukudur. Sistemin özellikle son yıllarda artan rekabetle birlikte en çok rıza ve meşruiyet hatta tahakküm üretimine muhtaç tiranı ise ABD’dir. Bu kapsamda İran’a yapılan saldırılar, Sezar’ın Rubicon nehrini aşması ne kadar meşru ise o kadar meşrudur. Lakin buradaki durum basit bir saldırganlık veya önleyici müdahale değildir. Amaç Sezar’ın siyasi rakiplerine veya Theodore Roosevelt’in Amerikan uluslarına karşı başardığıdır: askeri gücü hegemonya/tiranlık ilanı veyahut bunların sürdürülüp güçlendirilmesi için bir araç olarak kullanmak. Kendi kılıçlarını başımızın üstüne asmak veya istediklerinde asabileceklerini kanıtlamaktır. Bu durumda, Demokles’in tiranın yerini almayı bir daha düşünemeyecek olması gibi bir tahakküm var etmenin ve Sezar gibi şiddetle meşrulaştırılmış bir iktidar kurmanın ABD’nin amacı olduğu, emperyalist ve neo-emperyalist arzularına tarihi bir bakış açısı getirdiğimizde nettir. 

Son olarak şunları söylemek gerekir, gunboat diplomasisi basit bir şantaj aracından çok daha fazladır. Eş zamanlı olarak uluslararası sistem içerisinde tahakküm ve bundan da öte rıza ve meşruiyet üretmektedir. Gunboat diplomasisi bu açılardan katmanlı bir emperyalist ve neo-emperyalist yöntemdir ve bu anlayışları besleyen rızayı üretir, ancak gunboat diplomasisi mutlak başarılı bir yöntem hiç değildir. Bunun en büyük sebepleri, günümüzde tiranlık karşıtı değerlerin Roma’daki siyasi eliti aşarak halka da inmiş olmasıyla tarihi süreç içerisinde kazanılmış haklar ve bilinçtir. Vietnam Savaşı ve Global War On Terror (Küresel Terörle Savaş) gibi önemli askeri güç kullanımlarının ev cephesinde başarısız olması, hükümetlere ve eylemlerine karşı kamuoyu oluşması, meşruluklarını yitirmeleri ve nihayet sonlarına neden olmasına önemli karşı zaferlerdir. 

Son söz olarak şunu hatırlatmak lazım: Sezar senatoya karşı bir başarı kazanmış olsa da yenilen senatörler tekrar örgütlenmiş ve Mart İdusu’nda Sezar’ın tiranlığına son vermiştir.  


 

KAYNAKÇA

  1. Byers, M. (2003). Gunboat diplomacy. The World Today, 59(10), 14–15. 

  2. Chaiklin, M. (2010). Monopolists to middlemen: Dutch liberalism and American imperialism in the opening of Japan. Journal of World History, 21(2), 249–269. 

  3. Cicero, M. T. (n.d.). Cicero’s Tusculan disputations: Also, treatises on the nature of the gods and on the commonwealth. Project Gutenberg. 

  4. Hirst, K. K. (n.d.). The sword of Damocles is a Roman moral philosophy on how to be happy. ThoughtCo. https://www.thoughtco.com/what-is-the-sword-of-damocles-117738  Accessed (22.03.2026)

  5. Hunter, P. (2019). From gunboat diplomacy to growler diplomacy. In Projecting national power: Reconceiving Australian air power strategy for an age of high contest (pp. 19–22). Australian Strategic Policy Institute. 

  6. Mandel, R. (1986). The effectiveness of gunboat diplomacy. International Studies Quarterly, 30(1), 59–76. 

  7. Mitchener, K. J., & Weidenmier, M. (2005). Empire, public goods, and the Roosevelt corollary. The Journal of Economic History, 65(3), 658–692. 

  8. National Museum of American Diplomacy. (n.d.). Gunboat diplomacy. U.S. Department of State. https://diplomacy.state.gov/online-exhibits/diplomacy-is-our-mission/prosperity/gunboat-diplomacy/

  9. Office of the Historian. (2019). Milestones: 1899–1913—Roosevelt and the Monroe Doctrine. U.S. Department of State. https://history.state.gov/milestones/1899-1913/roosevelt-and-monroe-doctrine Accessed (26.03.2026)

  10. Poss, J. O. (1994, February 8). Air power: The new gunboat diplomacy? Defense Technical Information Center. 

  11. Theodore Roosevelt Center. (2025, October 23). The Roosevelt corollary. https://www.theodorerooseveltcenter.org/encyclopedia/foreign-affairs/roosevelt-corollary/ Accessed (26.03.2026)

  12. U.S. National Archives. (1904, December 6). Theodore Roosevelt’s corollary to the Monroe Doctrine (1905). https://www.archives.gov/milestone-documents/roosevelt-corollary  Accessed (26.03.2026)

  13. Verbaal, W. (2006). Cicero and Dionysios the Elder, or the end of liberty. The Classical World, 99(2), 145–156.  

Bu blogdaki popüler yayınlar

Prof. Dr. Altuğ Yalçıntaş ile Alternatif İktisat Akımları: Heterodoks Yaklaşımlar / Mülkiye Postası 05.12.2024

Muhabir: Röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için Mülkiye Postası adına size teşekkür ederim. Henüz çiçeği burnunda bir oluşum olarak ilk röportajımızı sizinle gerçekleştiriyoruz. Giyotin dergi çatısı altında temelde röportajlar, söyleşiler, sonrasında anket çalışmaları ve Mülkiye Haberleri yapmak amacıyla yola çıktık. Uzun ömürlü ve nitelikli bir oluşum olması için elimizden geleni yapıyoruz. Destekleriniz için tekrar teşekkür ederiz. Prof. Dr. Altuğ Yalçıntaş: Her zaman. Muhabir: Hocam isterseniz yine kitabın en başından alalım. Sizin için iktisat nedir? A.Y: En zor yerden girdin. İktisat geleneksel olarak ekonominin bilimidir. Yani ekonomiyi açıklamak için uğraşan insanların bir araya gelerek yaptığı şeyin ismine iktisat diyoruz biz. Ama bu cevap yeterli olmayabilir çünkü bu sefer “ekonomi nedir?” sorusunu cevaplamamız gerek. Ekonomi yine geleneksel olarak üretim, tüketim ve bölüşüm alanlarının bir bütünü olarak tanımlanır. Bu alanlardaki faaliyetlerin yapısı teknoloji ...

İhtilaller ve İhtimaller Üzerine: Fransız Devrimi’nin Etkisiyle Demokrasinin Süreçsel Gelişimi

  Fransız Devrimi’ne Giriş Fransız Devrimi, yalnızca bir ulusun siyasi yapısını değiştiren bir hareket değil, aynı zamanda modern demokrasinin temellerini atan bir dönüm noktasıdır. Eric Hobsbawm’a göre modern dünyanın tarihsel süreci iki olay ile başlamıştır, İngiltere’de ortaya çıkan Endüstri Devrimi ve Fransa’da ortaya çıkan Fransız Devrimi. (Hobsbawm, 1962) Devrimin ortaya çıkışı, Fransa’nın içinde bulunduğu siyasi, ekonomik ve toplumsal sorunlarla yakından ilişkilidir. 18. yüzyılın sonlarında Fransa, ekonomik, toplumsal ve siyasi bir kriz içerisindeydi. Mutlak monarşi, halkın ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaktı ve Kral XVI. Louis’in yetersiz liderliği devleti zayıflatıyordu. Toplum, vergiden muaf tutulan din adamları ve soylular ile vergiler altında ezilen üçüncü sınıf (halk) arasında keskin bir ayrışmaya sahipti. Amerikan Devrimi’ne verilen mali destek ve 7 Yıl Savaşları, devleti mali bir krizin eşiğine getirmişti. Tarımsal üretimdeki düşüşle birleşen kıtl...

Avrupa’da Sosyal Demokrasinin Mevcut Durumu, Yeniden Yükselişi ve Geleceği Mülkiye Postası – 06.12.2024

Selin Çelik: Hocam, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için Mülkiye Postası adına size teşekkür ederim. Henüz çiçeği burnunda bir oluşumuz ve ilk röportajlarımızdan birini sizinle gerçekleştirmekteyiz. Mülkiye Postası’ndan biraz bahsetmek isterim. Giyotin Dergi çatısı altında röportajlar, söyleşiler, anket çalışmaları ve Mülkiye ile ilgili haberler yapmak üzere yola çıktık. Uzun ömürlü ve nitelikli bir oluşum olması için elimizden geleni yapıyoruz. Destekleriniz için tekrardan teşekkür ederiz. Dr. Öğretim Üyesi Uğur Tekiner: Rica ederim. SÇ: İsterseniz, ilk sorumuzla başlayalım. Öncelikle, Fransa ve Birleşik Krallık'taki sol partilerin zaferleri seçmen davranışlarındaki değişimi mi yoksa geçici bir tepki yansıtmakta ve uzun vadede bu desteği artırmak için nasıl bir vizyon gerekli? UT: Aslında çok yerinde ve güncel bir soru. Bu iki eğilimi de düşündüğümüzde, her ikisi de diyebilirim. Öncelikle, geniş bir perspektiften baktığımızda bu iki seçim zaferine sadec...