Madem
Yıllar içinde kopar ya kemanın telleri
Şarap yıllandıkça güzelleşir ya hani
Öyle bir çelişkideyim sayın seyirci
Öyle izle dur işte sen de gitgellerimi
Bir ağacın cıvıltısı mıdır varlığın
Bir bulutun ardından çıkan ışık mı
Yoksa bardaktakinin tadında mıdır
Yalnız ben mi bulamadım seni
Ne zamandır oldu konuşmayalı
Gel gör ki uzaklaştık karşılıklı
Ben seni her yerde arar bulurum da
Sen değil misin bırakıp da dönen sırtını
Yaratıp tek edecektin madem neden
Bıraktın kulunu mahrum özünden
Şimdi ara ki bulasın seni özümden
Yoktur hiçbir emare senin özünden
Elde Kalan
İnsan ölür mü gün be gün
Doğar mı yeniden her gün
Sorardım, içimden emin olmaya
Artık ne mecal kaldı sormaya
Ne de takat, emin olmaya
İnsan eğer eminse kendinden
İkrah eder sualin gereğinden.
Yoksa sualin bir yanıtı
Ne hacettir sormaya
Sorduk da elde ne kaldı
Doymadın mı yormaya
Sordukça yordun
Yordukça yıkıldın
Şimdi elde bir avuç
Enkazından yıkıldın
Sanarlar insan hep yavan
Elde varsa bir avuç yalan
Neyleyim koca dünyayı
Bir bana kalsa, sen yoksan
Sordukça dolanır aklım
Karıştıkça dolanır düğüm
İpin ucu kaçtı sarım
Kaldıysa aklım kulunda yarım
Söyle ne yapar bu yalım
Yalındıkça yakından
Olur mu yâre sol yanım.
İnsan dengini mi arar
Arar da bulamaz
Bulamayınca yanar, yanar da
Yakana emanet edilir mi sol yanım
Emekli
Bakıyorum sana ama
Ne yüzün görünür semada
Ne de hükmün görünür yerde
Artık ne geceye inanmak kaldı
Ne de yıldızların hükmü
Ne sabahın hayrı kaldı
Ne de güneşin hükmü
Artık ne gönül ister
Senden bir rahmet
Ne de sende kaldı
İsteyecek bir rahmet
Belki de emekliye ayrıldın
Tek uğraşın izlemek
Şair: Aykız
Ayrılık Yağmuru
Şair: Güldalı
Yağmur yağdı ayrılık sonrası.
Gözyaşlarıma karıştı.
Yağmur dindi, gökkuşağı açtı.
Ve gözyaşlarım kurudu al yanaklarımda.
Yürüdüm, uzaklaştım.
Ankara gizledi acımı.
.......................................................................................................................................................................
Mavi
Şair: F.Celal
Şimdi güç bela hatırlıyorum
Gökyüzü her zamankinden daha maviydi
Kilometrelerce bulutlar deniz maviyle sevişiyordu
Güneş her bir zerrenin içinden hışımla sızarken, ben
büyükçe bir kayanın üzerinde uzanıyordum
Kuşlar benim için cıvıldıyordu sanki, her biri bana ötüyordu
O gün intihar gündemimde olamazdı
O gün ben tekrar sevdim yaşamayı
Derin bir nefes almak, ciğerlerimi o maviyle, gök maviyle,
o pasparlak ateş mavisiyle doldurmak,
bir tedavi haline gelmişti
Dalgalara üfledim sigaramın dumanını, bulutlara karışsın istedim
Ulaşamadı bulutlara, ben ona baktım, o bana baktı, dağıldı...
Yine de hayat güzeldi o gün, güzel ve fazlasıyla maviydi
Deniz, maviydi; gök, maviydi; ben bile maviydim
Şimdi düşünüyorum da, niçin bu kadar maviydi
o günlerde hayat? Ya da niçin şimdi bu kadar kırmızı?
Bilmiyorum, zaten bilsem düş kurmayı hak görmezdim kendime.
Kaldırabildiğim, karşısında şuurumu kaybetmeden
durabildiğim tek düş bu işte;
sessiz mavi, sonsuz mavi...
.......................................................................................................................................................................
Toz
Bugün tozlu bir gelecek inşa ettim kendime
Ölü derilerden rengi değişti
Ben, şahdamar kırmızısı, alkol sarısıyla boyadım, kapattım üstünü
Kışı bir şekilde geçirdim elimde tozlarla
Sildim, soydum, süpürdüm ellerimi, nafile…
Bende kalan, yahut bana kalan; tozlu, etobur bahardı yine de…
120 günlük sevdanın 44’ünü koşmaya ayırdım
Hayata koşmaya, trene koşmaya, kesiye koşmaya…
Yine de bulamadım yönümü, yolumu
Uzun bir halattan sarkan; göz kanatan, ciğer yakan bir sarkaç oldu,
toz denen işkence
Bekletildiğim kadar bekleyebildim huzuru
Üstelik hiç de az değildi bu süre
Yine de gelmedi, durgun sözler pespaye
Bir hiç oldu, piçliğin sezgisi, hastane duvarı
Kesip attım ben de, kesip attım hayatı
Zira bütün bu on parmak, on bilek kalınlığında toz
Geçmiyor, temizlenmiyor silinmekle
F.Celali
.......................................................................................................................................................................
Şair: Şem
Hakk'ın deryasında yolunu şaşıran sen misin?
Sen misin körlük diyarında güneşe korkusuzca bakan?
Sevdanın cehenneminde ve de hiç kere hiçte
Tanrı Dağı eteklerinde af dilenen sen misin?
Uzağındayım, nefsin ile nefesin arasında
Tasadayım, ölüm ile kalımın kıyısında
Allah'ın kuluyum, sözlerimin en başında
Beni yolumdan edecek yolsuz sen misin?
—----------------------------------------------------
Düşün, ey eşref-i mahlukat!
Ne var sende candan öte
Yükselt çehreni bak semaya
Ne var kubbende kibrinden öte
Ateşli hülyalarına koşacaksın
Necm gibi yanıp sönecek, şaşacaksın
Eğil, ey eşref-i mahlukat!
Kim kurtaracak seni tövbenden öte
.......................................................................................................................................................................
Şair: Tasraf Yılkan
Ben evrimin erittiklerindenim
Yaşamak ve yaşatmak istemiyorum
Uymuyorum sanırım on emire
Kuşkusuz gerçektir
İnandıklarımdan âlâ inanmadıklarım
Öleceğim yalnız
Yalnız ve sobalı
Başparmak kanı akacak üstüne
Üstüne işenmiş şeytan gibi
Yutacak ateş bir geceden
Kim bilir ne başlar yemiştir
Öncesinde delirttiklerine saysın
Hesaplaşılır illaki deniziyle de
Yoksa erirsin benim gibi
Evrimin erittikleri
Yaşar pantolon ceplerinde
---------------------------------------
kaldır kafanı bak göğe
efendinden başka yok sığınacak yerin
evin yanıyor ama hissetmiyorsun
ıslanıyor kafan hasta bile olmuyorsun
senin zihnin zaten hasta
kaldır kafanı bak göğe
dilini açtığında yutuyorsun
bozkırın pisliğini
ama hiçbiri senden pislik değil
kaldır kafanı bak göğe
içinde tuttuklarınla bir ömür geçer mi sanıyorsun
yanan evi söndürmek
ya da kapıdan dışarı çıkıp bir yerlere sığınmak
itfaiye mi bekliyorsun kundakçı mı
ya sen yaktıysan
sığınacak tek efendin kaldı sen de biliyorsun
--------------------------------------------
Ceset yolsuz ve yoksun
Doruk iğnenin ucunda
Battıkça basar tekmeleri
Zelzele kaynatır boşluklarında
Elimdeki yün ipliğin var mı canı
Leopar işi çiziklerin ozon tabakasında
Çıt çıkartmaz ruhumun Gılgamışında
Gemilerin geçmesine izin vermeyen
Kanaldan imparator ve bazen ve her zaman
Şapkalanmış kan kırmızı
Saracak bütün beyazlığını gecenin
Uyandığında yalvaracaksın
Daha da batmak için çamura
---------------------------------------
sana yazdığım bir gündü
sana yazdım dediysem
sana okutacak kadar değil
bana yazdıracak kadar yazmıştım sadece sana
kulaklarımdan kanlar çıktığını hatırlıyorum
o kadar tizdi ki çığlığım duymadı yanımdaki bile
o kadar koyuydu ki yazım
öldürdü beni soğan ipliklerinde
batacaktım senle çamura iyice
ve sövdüm saydım
bozdum ahengini makarna tanelerinin
içinde ayakkabıların tabanları gizlidir
batacaktım senle çamura iyice
yeni günler dolacaktı ciğerimize
tazelikten ve körpelikten ve kölelikten kurtuluşumuz yoktu ama
ben o gün iyice bağırdım
duymadı kimse ama
ben o gün çok şey duydum
konuşmadı kimse ama
elimden düşen kalem
halının içinde kaybolmuştu
benim varlığımın sendeki yansıması gibi
.......................................................................................................................................................................
Yazan: Mai
Gözlerinde bir şeyler var
Bu batan güneşin ardında bıraktığı
Sarı mor hüzmeler olabilir
Ya da insanın zafer haykırışı olabilir
Bir güzellik var
Duru bir güzellik
Kadife bir kedinin sana sırnaşması gibi
Sarı tüylerini paltonda bırakması gibi
Sanki “sen benimsin” diyebilme cesaretine ulaşmış gibi
Ya da sen benimsin denmiş eski günler kadar soğuk gözler,
Picasso’nun mavi tabloları gibi
Bir yanın hep hüzün dolu
Sanki sonbaharda ağaçların gölgesinin soğuğunda kalmış gibi
Gibilerin ardında gerçekler var
Bu olanlar
Bütün hepsi gerçekti
Aramızda bir şeyler vardı
Nedenini bilmediğim
Bütün tabloları kırmızıya boyamak istemiştim sadece
Sadece gün doğumundan bir hareketle
Umuda karşı
Arşınlarca yol kovalamak istemiştim ardından
Saat ne olursa olsun
Zaman ne kadar geçerse geçsin
Seninle olmak istemiştim
Asırlarla yollara koyulmak,
Ardından koşuşturmak.
Ötekilerin aksine,
Senin ardından koşturmak
Benim için kafamı dağıtacak bir meşgale değildi
Aksine
Yaşamak,
Senin ardında koşturmak için kafamı dağıtacak bir meşgaleydi...