Ana içeriğe atla

Giyotin 4. Sayı

 Madem

Yıllar içinde kopar ya kemanın telleri

Şarap yıllandıkça güzelleşir ya hani

Öyle bir çelişkideyim sayın seyirci

Öyle izle dur işte sen de gitgellerimi

​Bir ağacın cıvıltısı mıdır varlığın

Bir bulutun ardından çıkan ışık mı

Yoksa bardaktakinin tadında mıdır

Yalnız ben mi bulamadım seni

​Ne zamandır oldu konuşmayalı

Gel gör ki uzaklaştık karşılıklı

Ben seni her yerde arar bulurum da

Sen değil misin bırakıp da dönen sırtını

​Yaratıp tek edecektin madem neden

Bıraktın kulunu mahrum özünden

Şimdi ara ki bulasın seni özümden

Yoktur hiçbir emare senin özünden


Elde Kalan

​İnsan ölür mü gün be gün

Doğar mı yeniden her gün

Sorardım, içimden emin olmaya

Artık ne mecal kaldı sormaya

Ne de takat, emin olmaya

İnsan eğer eminse kendinden

İkrah eder sualin gereğinden.

​Yoksa sualin bir yanıtı

Ne hacettir sormaya

Sorduk da elde ne kaldı

Doymadın mı yormaya

​Sordukça yordun

Yordukça yıkıldın

Şimdi elde bir avuç

Enkazından yıkıldın

​Sanarlar insan hep yavan

Elde varsa bir avuç yalan

Neyleyim koca dünyayı

Bir bana kalsa, sen yoksan

​Sordukça dolanır aklım

Karıştıkça dolanır düğüm

İpin ucu kaçtı sarım

Kaldıysa aklım kulunda yarım

Söyle ne yapar bu yalım

Yalındıkça yakından

Olur mu yâre sol yanım.

​İnsan dengini mi arar

Arar da bulamaz

Bulamayınca yanar, yanar da

Yakana emanet edilir mi sol yanım


Emekli

Bakıyorum sana ama

Ne yüzün görünür semada

Ne de hükmün görünür yerde

Artık ne geceye inanmak kaldı

Ne de yıldızların hükmü

Ne sabahın hayrı kaldı

Ne de güneşin hükmü

Artık ne gönül ister

Senden bir rahmet

Ne de sende kaldı

İsteyecek bir rahmet

Belki de emekliye ayrıldın

Tek uğraşın izlemek



Şair: Aykız

.......................................................................................................................................................................

Ayrılık Yağmuru

Şair: Güldalı 



Yağmur yağdı ayrılık sonrası.

Gözyaşlarıma karıştı.

Yağmur dindi, gökkuşağı açtı.

Ve gözyaşlarım kurudu al yanaklarımda.

Yürüdüm, uzaklaştım.

Ankara gizledi acımı.

.......................................................................................................................................................................

Mavi

Şair: F.Celal

Şimdi güç bela hatırlıyorum

Gökyüzü her zamankinden daha maviydi

Kilometrelerce bulutlar deniz maviyle sevişiyordu

Güneş her bir zerrenin içinden hışımla sızarken, ben 

büyükçe bir kayanın üzerinde uzanıyordum

Kuşlar benim için cıvıldıyordu sanki, her biri bana ötüyordu

O gün intihar gündemimde olamazdı

O gün ben tekrar sevdim yaşamayı

Derin bir nefes almak, ciğerlerimi o maviyle, gök maviyle, 

o pasparlak ateş mavisiyle doldurmak, 

bir tedavi haline gelmişti

Dalgalara üfledim sigaramın dumanını, bulutlara karışsın istedim

Ulaşamadı bulutlara, ben ona baktım, o bana baktı, dağıldı...

Yine de hayat güzeldi o gün, güzel ve fazlasıyla maviydi

Deniz, maviydi; gök, maviydi; ben bile maviydim

Şimdi düşünüyorum da, niçin bu kadar maviydi 

o günlerde hayat? Ya da niçin şimdi bu kadar kırmızı?

Bilmiyorum, zaten bilsem düş kurmayı hak görmezdim kendime.

Kaldırabildiğim, karşısında şuurumu kaybetmeden 

durabildiğim tek düş bu işte; 

sessiz mavi, sonsuz mavi...

.......................................................................................................................................................................

Toz


Bugün tozlu bir gelecek inşa ettim kendime

Ölü derilerden rengi değişti

Ben, şahdamar kırmızısı, alkol sarısıyla boyadım, kapattım üstünü

Kışı bir şekilde geçirdim elimde tozlarla

Sildim, soydum, süpürdüm ellerimi, nafile…

Bende kalan, yahut bana kalan; tozlu, etobur bahardı yine de…


120 günlük sevdanın 44’ünü koşmaya ayırdım

Hayata koşmaya, trene koşmaya, kesiye koşmaya…

Yine de bulamadım yönümü, yolumu

Uzun bir halattan sarkan; göz kanatan, ciğer yakan bir sarkaç oldu,

toz denen işkence


Bekletildiğim kadar bekleyebildim huzuru

Üstelik hiç de az değildi bu süre

Yine de gelmedi, durgun sözler pespaye

Bir hiç oldu, piçliğin sezgisi, hastane duvarı

Kesip attım ben de, kesip attım hayatı

Zira bütün bu on parmak, on bilek kalınlığında toz

Geçmiyor, temizlenmiyor silinmekle


F.Celali

.......................................................................................................................................................................

Şair: Şem

Hakk'ın deryasında yolunu şaşıran sen misin?

Sen misin körlük diyarında güneşe korkusuzca bakan?

Sevdanın cehenneminde ve de hiç kere hiçte

Tanrı Dağı eteklerinde af dilenen sen misin?


Uzağındayım, nefsin ile nefesin arasında

Tasadayım, ölüm ile kalımın kıyısında

Allah'ın kuluyum, sözlerimin en başında

Beni yolumdan edecek yolsuz sen misin?


—----------------------------------------------------


Düşün, ey eşref-i mahlukat!

Ne var sende candan öte

Yükselt çehreni bak semaya

Ne var kubbende kibrinden öte


Ateşli hülyalarına koşacaksın

Necm gibi yanıp sönecek, şaşacaksın

Eğil, ey eşref-i mahlukat!

Kim kurtaracak seni tövbenden öte

.......................................................................................................................................................................

Şair: Tasraf Yılkan

Ben evrimin erittiklerindenim

Yaşamak ve yaşatmak istemiyorum

Uymuyorum sanırım on emire

Kuşkusuz gerçektir

İnandıklarımdan âlâ inanmadıklarım

Öleceğim yalnız

Yalnız ve sobalı

Başparmak kanı akacak üstüne

Üstüne işenmiş şeytan gibi

Yutacak ateş bir geceden

Kim bilir ne başlar yemiştir

Öncesinde delirttiklerine saysın

Hesaplaşılır illaki deniziyle de

Yoksa erirsin benim gibi

Evrimin erittikleri

Yaşar pantolon ceplerinde

---------------------------------------


kaldır kafanı bak göğe
efendinden başka yok sığınacak yerin
evin yanıyor ama hissetmiyorsun
ıslanıyor kafan hasta bile olmuyorsun
senin zihnin zaten hasta

kaldır kafanı bak göğe
dilini açtığında yutuyorsun
bozkırın pisliğini
ama hiçbiri senden pislik değil

kaldır kafanı bak göğe
içinde tuttuklarınla bir ömür geçer mi sanıyorsun
yanan evi söndürmek
ya da kapıdan dışarı çıkıp bir yerlere sığınmak
itfaiye mi bekliyorsun kundakçı mı
ya sen yaktıysan

sığınacak tek efendin kaldı sen de biliyorsun

--------------------------------------------

Ceset yolsuz ve yoksun
Doruk iğnenin ucunda
Battıkça basar tekmeleri
Zelzele kaynatır boşluklarında
Elimdeki yün ipliğin var mı canı
Leopar işi çiziklerin ozon tabakasında
Çıt çıkartmaz ruhumun Gılgamışında
Gemilerin geçmesine izin vermeyen
Kanaldan imparator ve bazen ve her zaman
Şapkalanmış kan kırmızı
Saracak bütün beyazlığını gecenin
Uyandığında yalvaracaksın
Daha da batmak için çamura

---------------------------------------

sana yazdığım bir gündü
sana yazdım dediysem
sana okutacak kadar değil
bana yazdıracak kadar yazmıştım sadece sana
kulaklarımdan kanlar çıktığını hatırlıyorum
o kadar tizdi ki çığlığım duymadı yanımdaki bile
o kadar koyuydu ki yazım
öldürdü beni soğan ipliklerinde
batacaktım senle çamura iyice
ve sövdüm saydım
bozdum ahengini makarna tanelerinin
içinde ayakkabıların tabanları gizlidir
batacaktım senle çamura iyice
yeni günler dolacaktı ciğerimize
tazelikten ve körpelikten ve kölelikten kurtuluşumuz yoktu ama
ben o gün iyice bağırdım
duymadı kimse ama
ben o gün çok şey duydum
konuşmadı kimse ama
elimden düşen kalem
halının içinde kaybolmuştu
benim varlığımın sendeki yansıması gibi

.......................................................................................................................................................................

Yazan: Mai

Gözlerinde bir şeyler var

Bu batan güneşin ardında bıraktığı

Sarı mor hüzmeler olabilir

Ya da insanın zafer haykırışı olabilir

Bir güzellik var

Duru bir güzellik

Kadife bir kedinin sana sırnaşması gibi

Sarı tüylerini paltonda bırakması gibi

Sanki “sen benimsin” diyebilme cesaretine ulaşmış gibi

Ya da sen benimsin denmiş eski günler kadar soğuk gözler,

Picasso’nun mavi tabloları gibi

Bir yanın hep hüzün dolu

Sanki sonbaharda ağaçların gölgesinin soğuğunda kalmış gibi

Gibilerin ardında gerçekler var

Bu olanlar

Bütün hepsi gerçekti

Aramızda bir şeyler vardı

Nedenini bilmediğim

Bütün tabloları kırmızıya boyamak istemiştim sadece

Sadece gün doğumundan bir hareketle

Umuda karşı

Arşınlarca yol kovalamak istemiştim ardından

Saat ne olursa olsun

Zaman ne kadar geçerse geçsin

Seninle olmak istemiştim

Asırlarla yollara koyulmak,

Ardından koşuşturmak.

Ötekilerin aksine,

Senin ardından koşturmak

Benim için kafamı dağıtacak bir meşgale değildi

Aksine

Yaşamak,

Senin ardında koşturmak için kafamı dağıtacak bir meşgaleydi...


Bu blogdaki popüler yayınlar

Prof. Dr. Altuğ Yalçıntaş ile Alternatif İktisat Akımları: Heterodoks Yaklaşımlar / Mülkiye Postası 05.12.2024

Muhabir: Röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için Mülkiye Postası adına size teşekkür ederim. Henüz çiçeği burnunda bir oluşum olarak ilk röportajımızı sizinle gerçekleştiriyoruz. Giyotin dergi çatısı altında temelde röportajlar, söyleşiler, sonrasında anket çalışmaları ve Mülkiye Haberleri yapmak amacıyla yola çıktık. Uzun ömürlü ve nitelikli bir oluşum olması için elimizden geleni yapıyoruz. Destekleriniz için tekrar teşekkür ederiz. Prof. Dr. Altuğ Yalçıntaş: Her zaman. Muhabir: Hocam isterseniz yine kitabın en başından alalım. Sizin için iktisat nedir? A.Y: En zor yerden girdin. İktisat geleneksel olarak ekonominin bilimidir. Yani ekonomiyi açıklamak için uğraşan insanların bir araya gelerek yaptığı şeyin ismine iktisat diyoruz biz. Ama bu cevap yeterli olmayabilir çünkü bu sefer “ekonomi nedir?” sorusunu cevaplamamız gerek. Ekonomi yine geleneksel olarak üretim, tüketim ve bölüşüm alanlarının bir bütünü olarak tanımlanır. Bu alanlardaki faaliyetlerin yapısı teknoloji ...

İhtilaller ve İhtimaller Üzerine: Fransız Devrimi’nin Etkisiyle Demokrasinin Süreçsel Gelişimi

  Fransız Devrimi’ne Giriş Fransız Devrimi, yalnızca bir ulusun siyasi yapısını değiştiren bir hareket değil, aynı zamanda modern demokrasinin temellerini atan bir dönüm noktasıdır. Eric Hobsbawm’a göre modern dünyanın tarihsel süreci iki olay ile başlamıştır, İngiltere’de ortaya çıkan Endüstri Devrimi ve Fransa’da ortaya çıkan Fransız Devrimi. (Hobsbawm, 1962) Devrimin ortaya çıkışı, Fransa’nın içinde bulunduğu siyasi, ekonomik ve toplumsal sorunlarla yakından ilişkilidir. 18. yüzyılın sonlarında Fransa, ekonomik, toplumsal ve siyasi bir kriz içerisindeydi. Mutlak monarşi, halkın ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaktı ve Kral XVI. Louis’in yetersiz liderliği devleti zayıflatıyordu. Toplum, vergiden muaf tutulan din adamları ve soylular ile vergiler altında ezilen üçüncü sınıf (halk) arasında keskin bir ayrışmaya sahipti. Amerikan Devrimi’ne verilen mali destek ve 7 Yıl Savaşları, devleti mali bir krizin eşiğine getirmişti. Tarımsal üretimdeki düşüşle birleşen kıtl...

Avrupa’da Sosyal Demokrasinin Mevcut Durumu, Yeniden Yükselişi ve Geleceği Mülkiye Postası – 06.12.2024

Selin Çelik: Hocam, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için Mülkiye Postası adına size teşekkür ederim. Henüz çiçeği burnunda bir oluşumuz ve ilk röportajlarımızdan birini sizinle gerçekleştirmekteyiz. Mülkiye Postası’ndan biraz bahsetmek isterim. Giyotin Dergi çatısı altında röportajlar, söyleşiler, anket çalışmaları ve Mülkiye ile ilgili haberler yapmak üzere yola çıktık. Uzun ömürlü ve nitelikli bir oluşum olması için elimizden geleni yapıyoruz. Destekleriniz için tekrardan teşekkür ederiz. Dr. Öğretim Üyesi Uğur Tekiner: Rica ederim. SÇ: İsterseniz, ilk sorumuzla başlayalım. Öncelikle, Fransa ve Birleşik Krallık'taki sol partilerin zaferleri seçmen davranışlarındaki değişimi mi yoksa geçici bir tepki yansıtmakta ve uzun vadede bu desteği artırmak için nasıl bir vizyon gerekli? UT: Aslında çok yerinde ve güncel bir soru. Bu iki eğilimi de düşündüğümüzde, her ikisi de diyebilirim. Öncelikle, geniş bir perspektiften baktığımızda bu iki seçim zaferine sadec...