Ana içeriğe atla

Hürmüz Kıskacında Rejim Savaşı: Doç. Dr. Atay Akdevelioğlu ile Röportaj

 Hürmüz Kıskacında Rejim Savaşı: Doç. Dr. Atay Akdevelioğlu ile Röportaj

Moderatör: Bugün Giyotin Dergi'nin Mülkiye Postası kolu için Sayın Doç. Dr. Atay Akdevelioğlu ile bir röportaj gerçekleştireceğiz. Bizi kırmayıp konuk olduğu için Atay hocamıza çok teşekkür ederiz. Hocam nasılsınız?


Atay Akdevelioğlu: Rica ederim. Beni davet ettiğiniz için ben teşekkür ederim.


Moderatör: İsterseniz başlayalım hocam röportajımıza.


Atay Akdevelioğlu: Elbette.


Moderatör: 28 Şubat 2026 günü İsrail ve ABD İran'a hava saldırıları başlattı ve dini lider Hamaney'i öldürdü. Sonrasında da bir aydan uzun süre iki tarafın sıcak savaşına tanıklık ettik. Bu savaşı başlatırken ABD ve İsrail'in motivasyonu, amacı neydi sizce?


Atay Akdevelioğlu:Bence çok açık, hakikaten İran'daki rejimi değiştirmeyi hedeflediler. Bunu yapabileceklerini planladılar, öncelikli amaçlarıydı. Ama sonrasında, yapamayacaklarını anladıktan sonra medyaya açıkladıkları amaçlar da hakikaten işin başındaki ikincil amaçlardı. Yani nükleer programa öldürücü bir darbe vurmak, hem İran silahlı kuvvetlerinin uzun vadede bir güç olmasını emgellemek hem de ortadan kaldırmak gibi amaçları vardı, ama nihai amaç tabii ki rejim ihracıydı. Yani amaç rejimi değiştirmek, Batı

tipi bir rejim ihraç etmekti.


Moderatör: Çok teşekkürler. 2025 yılının haziran ayında yaşanan 12 Gün Savaşı'nda da ABD ve İsrail İran ile çatışmıştı. Sizce bu savaş öncekinin devamı mı? Eğer öyleyse nereye kadar iki taraf çatışmaya devam edecek?


Atay Akdevelioğlu: Şöyle, o savaş son derece sınırlı bir savaştı. Rejim değiştirmek gibi bir hedef olmadığı gibi, İran silahlı kuvvetlerine büyük bir darbe vurmak gibi alt hedefleri de yoktu aslına bakarsanız. Fakat o savaş da şimdiki savaş da 45 yıldan uzun süredir İran'daki rejimle Batı'nın, ABD'nin özellikle mücadelesinin ara basamakları, öyle görmek lazım. Ama ilk defa evet, 12 Gün Savaşı'nda doğrudan bir silahlı çatışmaya şahit olduk, o önemliydi. O bir tür prova sayılabilir. Muhtemelen Amerikalılar ve İsrailliler zaten o savaşta askeri kapasitelerinin ne yapıp ne yapamadığını ölçtüler, bir denemeydi. O nedenle ona bir prova diyebiliriz, sonra bu aşamaya geldiler.


Moderatör: Peki ne kadar devam edecek sizce? Yani bu ateşkesten sonra da tekrardan bir saldırı olması ve savaş çıkması mümkün mü?


Atay Akdevelioğlu: Savaşın ne kadar süreceği uluslararası ekonominin Hürmüz Boğazı'nın kapalı olmasına ne kadar süre tahammül edeceğiyle ilgili. Savaştan önce bir ay, iki ay gibi

farklı tahminler vardı. Hürmüz'ün bu şekilde büyük oranda kapalı olmasına uluslararası ekonomi ne kadar tahammül edebilir? Fakat o bir ay iki ay tahminlerinde stratejik petrol rezervlerinin sahaya sürülmesi hesaplanmamıştı. Yaklaşık 400 milyon varillik stratejik petrol rezervini sürdüler piyasaya, pek çok devlet, sadece ABD değil. Bu da aşağı yukarı bir aya

yakın bir sürelik petrol akışı demek. Fakat unutmayın ki Hürmüz Boğazı sadece petrol değil; onu konuşuyoruz ama doğal gaz var, alüminyum var, gübre var, var da var. Dünya ekonomisi için tek anlamı petrol değil. Uluslararası sermaye Beyaz Saray üzerinde baskı kuruyor.

Uluslararası sermaye diğer hükümetlere baskı yapıp Beyaz Saray üzerinde baskı yapmasını sağlıyor. Bu baskı eninde sonunda sonuç verecek. Yani Beyaz Saray eninde sonunda savaşı

bitirmek zorunda kalacak. Anlaşılan İran teslim olmayacak, dolayısıyla İran açısından bir süre

sınırı yok ama Amerika Birleşik Devletleri, küresel ekonomi, “Artık tahammül edemiyoruz, bıçak kemiğe dayandı.” dediği an bu savaşı sona erdirecek.


Moderatör: İran'da bir süredir Devrim Muhafızları'nın hem askeri hem de iktisadi alanda öne çıktığı görülüyor. Son savaştan sonra Devrim Muhafızları'nın ülkedeki konumunu nasıl

değerlendirirsiniz?


Atay Akdevelioğlu: Devrim Muhafızları aslında İran silahlı kuvvetleri. İran enteresan bir

ülke, iki ordusu var. Tarihte böyle örnekler görüldü ama çok normal değildir bir devletin iki ordusunun olması. Devrim Muhafızları bir paramiliter güçmüş gibi düşünülüyor; böyle adı da onu çağrıştırıyor ama bildiğiniz hava kuvveti, deniz kuvveti, zırhlı birlikleri vesaire olan ordu.

Fakat evet ideolojik bir ordu, rejime bağlı bir ordu. Bu ordu zaman içinde rejime bağlı ordu

olmayı çok aştı; siz iktisadi dediniz, askeri dediniz, onun da ötesine geçti, siyaseten rejimi ele geçirdi. Yani şunu söyleyeyim; İran rejimi ve o rejimin silahlı gücü Devrim Muhafızları diye bir ifade artık yanlış. Rejim ile Devrim Muhafızları aynı şey, iç içe geçmiş durumda. Siz

İran'daki rejimi değiştirmek istiyorsanız Devrim Muhafızları'nı da ortadan kaldırmak

istiyorsunuzdur. Devrim Muhafızları uzlaşılabilir, rejim üzerinde pazarlık yapılabilir bir unsur değil. O nedenle bu savaşın sonunda Devrim Muhafızları'nın İran rejimindeki etkisi ve

komutanlarının ağırlığı daha da arttı. Bu söylediğim üzerinde savaştan önce tartışma olabilirdi ama şimdi hiç şüphesiz durum bu; çok daha güçlenerek çıktılar. Askeri açıdan zayıfladı tabii ki, çok darbe aldı Devrim Muhafızları, ama siyaseten İran'daki güçlerini artırdılar.


Moderatör: Çok teşekkürler. Bu yılın başında İran'daki hükümet karşıtı gösteriler şiddetle bastırıldı ve binlerce insan öldürüldü. Trump savaşı başlatırken İran halkına açık çağrı

yaparak ayaklanıp rejimi devirmelerini istemişti ama böyle bir şey olmadı. İran'da rejimin mevcut meşruiyeti sizce ne seviyede? Ayrıyeten eski şahın oğlu Rıza Pehlevi'nin süreç

boyunca yurt dışından pek çok açıklama yaptığı görüldü; kendisinin İran'da bir desteği var mı acaba?


Atay Akdevelioğlu: Sondan başlayayım. Pehlevilerin İran'daki desteği marjinal. Ciddiye alınacak bir destek yok. Fakat Pehlevi hanedanı yeni rejim konusunda ortaya konulan en somut örnek. Yani “İran'daki rejim yıkıldı, peki yerine nasıl bir rejim gelecek?” sorusuna

Pehlevi monarşisi cevabı son derece somut, ne olduğu bilinen, ayrıntıları bilinen bir cevap. O yüzden medyada çok gündemde. Yoksa hiç kimse rejim yıkıldığında tam olarak İran'da nasıl bir rejim olacak, yönetici elit kadro kimlerden oluşacak bunu söyleyemiyor. Ama eski şahın oğlu somut olarak ayağa kalkınca o görünüyor. Şimdi onu bir tarafa koyalım, o gerçekçi bir senaryo değil; yani İran halkının destekleyeceği bir opsiyon değil. Rejim ise tahminen, bu

benim tahminim ama öylesine bir tahmin değil seçim sonuçlarına ve verilere dayanarak

söylüyorum, İran halkının yaklaşık dörtte üçü bu rejimin değişmesini istiyor. Rejimi savunan ve destekleyen dörtte bir. Dolayısıyla aslına bakarsanız çok ciddi bir oran; yani dörtte üç rejim karşıtı. O nedenle İran'daki rejim ciddi bir meşruiyet krizi yaşıyor, hiç şüphesiz. Fakat dörtte

üçün önemsiz olmadığı gibi dörtte bir de önemsiz değil. Üstelik bu dörtte bir öylesine bir dörtte bir değil; çarşı sınıfının, ona sınıf diyeceğim, yani bilinç var mı yok mu tartışması

başka bir şey ama çarşı sınıfının üzerinde duran bir rejimden bahsediyoruz ve halkın dörtte

birinin desteklediği bir rejimden bahsediyoruz. O nedenle İran'daki rejim halka rağmen devam ediyor, doğru, ama süngü üstüne oturuyor. Bir polis rejimi terör rejimi de diyemeyiz; sınıfsal bir dayanağı da var. Yani bardağın ne tarafını görmek istiyorsanız oradan bakabilirsiniz. Fakat dediniz ki sorunun başında; bundan birkaç ay önce ayaklandı halk ve binlerce kişi… doğru.

Hakikaten insanlar sokağa çıktılar, “Artık bu rejimi istemiyoruz.” dediler. Bu ilk defa olan bir şey değil ama gene toplu mezarda sonuçlandı, toplu tutuklamalar, işkence pek çok şeye şahit

olduk. ABD'nin beklentisi muhtemelen şuydu; “Biz havadan bombalayacağız, halk da tekrar çıkacak zaten çıkmak için fırsat kolluyorlar ve rejim değişecek.”


Moderatör: Libya örneğindeki gibi.


Atay Akdevelioğlu: Evet Libya örneğinde olduğu gibi, çok güzel, ama Libya örneğinde bir

farklılık var. Bingazi'de Doğu Libya'da rejimin tüm kuvvetleri alanı boşaltmıştı, kendiliğinden çekilmişti. Şimdi burada öyle değil. Eğer halkın sokağa çıkıp rejim değişikliğine yol açacak

bir ihtilali gerçekleştirmesini istiyorsanız yapmanız gereken şey şu; İran'da Devrim

Muhafızları'nın burnunu çıkarmasına engel olmak. Amerikalılar bunu beceremedi. Bunu beceremeyince aklı olan, yani canına değer veren İranlılar da sokağa çıkmadılar. Çünkü

bakın, bütün bu bombardımanlara rağmen yine de İran şehirlerinde kolluk güçleri, Devrim Muhafızları ve onun paramiliter güçleri, en başta Besicler olmak üzere, onlar hakim. Yani hala her sokağı, her mahalleyi kontrol ediyorlar. Hava bombardımanıyla ağır silahlarını

kaybettiler, doğru, ama zaten bir şehri kontrol etmek için tanka ihtiyaçları yoktu. Personel gücü, yüz binlerce silahlı insandan bahsediyorum, onlar hala kentlerde ve düzenli olarak

kentleri kontrol ediyorlar. Yani bu şu demek; ABD bombardımanı, en yoğun dönemindeyken bile, en yoğun günlerindeyken bile, İranlılar tekrar sokağa çıkıp “Rejime karşıyız bu rejimi

değiştirelim.” deseler, yıl başında olduğu gibi, aynı şekilde İran'daki rejim onları öldürüp toplu mezara koyabilecek güce sahip. Çünkü Devrim Muhafızları olduğu gibi ayakta. O nedenle bu savaş başladığında ben şunu düşünmüştüm; herhalde Amerikan karar alma

mekanizması ki çok ciddi bir mekanizma, bunu ben düşünüyorsam onlar hayli hayli düşünüp planlamıştır ve Devrim Muhafızları'nı ezecekler, sokağa çıkaramaz hale getirecekler, ondan sonra da halk sokağa çıkıp rejimi değiştirecektir, diye tahmin etmiştim. Ama ön koşul olan Devrim Muhafızları'nı sokaktan çekecek kadar havadan ezmeyi Amerikalılar beceremediler. O yüzden de bir rejim değişikliği şu an mümkün görünmüyor.


Moderatör: Savaş devam ederken ABD, Venezuela'daki gibi, hızlıca bir sonuca ulaşamadı.

İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatarak dünya ekonomisini kilitlemesi, ayrıyeten NATO

ülkelerinin birer birer Amerika Birleşik Devletleri'nin taleplerini reddetmelerini de birlikte düşünürsek Donald Trump'ın dış politikasının başarısız olduğunu söyleyebilir miyiz?


Atay Akdevelioğlu: Çok net başarısız, çünkü hedefi rejim değiştirmekti ve bunu başaramadı.

Fakat şimdi Venezuela'daki gibi olmayacağını herkes biliyordu çünkü Venezuela tek adam rejimiydi. Oysa İran'da bir kadro rejimi var. Kaç kişi öldürürseniz öldürün; Hamaney'i

öldürdünüz, oğlunu da öldürün, onun yerine geçecek 40 kişiyi de öldürseniz rejim yıkılmaz, etkilenmez veya dönmez. Bakın Devrim Muhafızları diyorum, size bir iki komutanını

söylemedim Devrim Muhafızları'ndan. Devrim Muhafızları'nın bütün generallerini öldürün; alttaki subaylar yeni generaller olarak karşınıza çıkar ve sistem devam eder. O nedenle zaten Venezuela gibi olması mümkün değil, beklenmiyor. Ama dediğim şartları sağlayıp rejimi

değiştirebilecek olsalardı büyük bir başarıdan bahsedecektik, olmayınca da o zaman

başarısızlıktan bahsedeceğiz. Yani Amerikan yönetimi diyor ki “Rejimi değiştiremedik.”, ama söylediğim gibi, “İran ordusunu güç olmaktan çıkardık, nükleer programa zarar verdik.”

Şimdi bu marifet değil, yani bu bir başarı değil. Tam tersine ABD'nin prestij kaybı, dünya ekonomisinin aldığı durum, İran'ın Hürmüz üzerindeki belki de kalıcı olacak olan kontrolü çok daha büyük bir yenilgiye işaret ediyor.


Moderatör: NATO ülkelerinin buradaki ABD'ye tavrını nasıl yorumlarsınız?

Atay Akdevelioğlu: NATO ülkeleri değil sadece; Kore'sinden Japonya'sına kadar bütün ABD müttefikleri bu savaşa başından beri karşıydı, şimdi de karşılar. Bunun da biricik nedeni

dünya ekonomisinin girmek üzere olduğu kaos. Daha ilk gün bunu herkes fark etti. O nedenle bu işin içinde yer almak istemediler. Bakın, bazı NATO ülkeleri İsrail Gazze'de soykırım

yaparken açıkça İsrail'in yanında yer aldılar. Mesela bundan çekinmediler Almanya gibi, Avusturya gibi ülkeler. Ama iş İran'a saldırmaya gelince Birleşik Devletler'in yanında yer almadılar. Yani bunun herhangi bir insani, ahlaki, hukuki gerekçesi yok. Tek nedeni var, söylüyorum: Ekonomi. Dünya ekonomisi Gazze'de, bütün iki milyon Filistinliyi de

öldürseniz, krize girmez. Ama İran'a yaptığınız bu saldırı Batı şirketlerini, Japon şirketlerini krize sokar. Mesele buydu.


Moderatör: Türkiye savaş boyunca İran bunu reddetse de en az dört kez hedef alındı. Türkiye'nin savaş boyunca yürüttüğü dış politikayı nasıl değerlendiriyorsunuz?


Atay Akdevelioğlu: Türkiye'nin hedef alındığı kanaatinde değilim. Yani dört vakanın da - evet bunlar oldu, hayal ürünü değil- Türkiye hava sahasından geçen İran droneları veya

füzeleri olduğunu düşünüyorum. Yani hedef Türkiye değildi, Türkiye'yi aşıp, Akdeniz'deki Kıbrıs olabilir, İsrail olabilir Akdeniz üzerinden orayı vurmayı düşünüyorlardı herhalde ve NATO-Amerikalılar havada engelledi bunları. O nedenle bu yorumlara katılmıyorum.

Türkiye'yi vuracak olsalar İran'ın Türkiye'de vuracağı iki hedef var; en önemlisi, ilk vurması gereken yer, Kürecik radarı Malatya'nın Kürecik ilçesindeki. Şimdi, bu dördünün hiçbiri

oraya yönelmemişti. Dediğim gibi ilk vurulması gereken yer İran açısından o radar; çok

önemli çünkü İran füzelerinin bütün koordinatları o radar tarafından tespit ediliyor. İkincisi de İncirlik Amerikan üssü ama Amerikan üssü değil orası aslında bir Türk üssü, Türk-Amerikan ortak kullanımında. Orayı vurmak da riskli çünkü İran'ın kullandığı araçların hedef hassasiyeti sınırlı. Siyasal’ı hedefleyip Tahran'dan füze atarsınız, TED Üniversitesi'ni vurabilir

Kolej’deki. Yani nokta atışı yapmakta zorlanıyorlar. Şimdi İncirlik üssüne Amerikan

uçaklarını hedefleyip füze attılar diyelim, Türk uçaklarını vurabilir. Yani bu da göze alınacak bir şey değil, riskli. Niye yapsınlar böyle bir şey? O nedenle o dört olayın da Türkiye'yi hedef almadığı kanaatindeyim ama böyle anlatmak medya açısından daha cazip oluyor.


Moderatör: Peki Türkiye'nin dış politikasını nasıl görüyorsunuz bu süreç boyunca?


Atay Akdevelioğlu: Türkiye ne etliye ne sütlüye dokunmadan durumu idare etmeye çalışıyor.

Her iki tarafın tepkisine yani, İran'ın da Amerika Birleşik Devletleri'nin de, Türkiye'nin

politikasına tepkisine bakınca başarılı olduğunu görüyoruz. Ne İran ne de Birleşik Devletler Türkiye'den şimdiye kadar memnuniyetsizlik göstermediler Türkiye'nin politikasından.

Anlaşılan bu politika başarılı; çünkü amacımız her iki dengeyi korumaktı. O zaman bu hedef tutturulmuş gibi görünüyor.


Moderatör: Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısı sonrası olanların aksine ABD ve İsrail

uluslararası camiada pek bir yaptırıma maruz kalmadı. Bunu uluslararası sistem açısından nasıl yorumlarsınız?


Atay Akdevelioğlu: Şimdi iki temel farklılık var. Birincisi; İran Ukrayna değil. Yani

Ukrayna, Batı sisteminin içinde yer almaya başlamış bir Avrupalı devlet ve Avrupa Birliği'nin potansiyel üyesi. Ve bir sabah ansızın böyle bir Ukrayna'ya saldırıyorsunuz. İran ise 45 yıldır uluslararası sistemde izole edilmiş bir "öteki". Dolayısıyla İran'a kim saldırırsa saldırsın en

fazla hayır duası alır uluslararası sistemden, Ukrayna'nın tersine. Bu temel fark, birinci fark o. Diğeri ise; Rusya Ukrayna'yı topyekûn işgale yöneldi ve bu çağda, Avrupa'da bir de hedefleri

toprak elde etmekti. Bakın, açıkça Rusya diyor ki “Ukrayna'nın aşağı yukarı beşte biri Rusya'nındır, o toprakları işgal edeceğiz ve ilhak edeceğiz.” Bunu söylerken bile hayretler içinde kalıyorum yani inanılmaz, çılgınca bir şey. Diğeri; Amerikalılar ve İsrailliler ne

yapıyor? Havadan beğenilmeyen bir rejimi bombalıyorlar. Şimdi ikisi aynı şey değil, işgal yok. Amerikalılar da karadan çıksa, bir işgale başlasalar -ki bu olacak şey değil hiç şüphesiz-ama sonunda şunu demeyecekler “İran'ın bu bölgesi artık Amerika Birleşik Devletleri'nin 51. eyaletidir.”. İşte o zaman tepki farklı olur. Dolayısıyla bu iki faktör; Ukrayna'nın İran

olmaması ve amacın toprak ilhakı, bir kara işgali söz konusu olmaması iki olayı birbirinden ayırıyor. Yoksa hiç şüphe yok her ikisi de çok açıkça uluslararası hukuka, kuvvet kullanma yasağına aykırı eylemler. Hiçbir yönden ne Rusya'yı ne de Amerika Birleşik Devletleri'ni uluslararası hukuk açısından aklayamazsınız, meşru gösteremezsiniz, mümkün değil.


Moderatör: Çok teşekkürler hocam. Bugün Doç. Dr. Atay Akdevelioğlu ile ağırlıkla İran üzerine bir röportaj gerçekleştirdik. Hocam tekrardan çok teşekkürler her şey için.


Atay Akdevelioğlu: Ben teşekkür ederim, iyi çalışmalar dilerim.


Moderatör: Sağ olun.


Bu blogdaki popüler yayınlar

Prof. Dr. Altuğ Yalçıntaş ile Alternatif İktisat Akımları: Heterodoks Yaklaşımlar / Mülkiye Postası 05.12.2024

Muhabir: Röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için Mülkiye Postası adına size teşekkür ederim. Henüz çiçeği burnunda bir oluşum olarak ilk röportajımızı sizinle gerçekleştiriyoruz. Giyotin dergi çatısı altında temelde röportajlar, söyleşiler, sonrasında anket çalışmaları ve Mülkiye Haberleri yapmak amacıyla yola çıktık. Uzun ömürlü ve nitelikli bir oluşum olması için elimizden geleni yapıyoruz. Destekleriniz için tekrar teşekkür ederiz. Prof. Dr. Altuğ Yalçıntaş: Her zaman. Muhabir: Hocam isterseniz yine kitabın en başından alalım. Sizin için iktisat nedir? A.Y: En zor yerden girdin. İktisat geleneksel olarak ekonominin bilimidir. Yani ekonomiyi açıklamak için uğraşan insanların bir araya gelerek yaptığı şeyin ismine iktisat diyoruz biz. Ama bu cevap yeterli olmayabilir çünkü bu sefer “ekonomi nedir?” sorusunu cevaplamamız gerek. Ekonomi yine geleneksel olarak üretim, tüketim ve bölüşüm alanlarının bir bütünü olarak tanımlanır. Bu alanlardaki faaliyetlerin yapısı teknoloji ...

İhtilaller ve İhtimaller Üzerine: Fransız Devrimi’nin Etkisiyle Demokrasinin Süreçsel Gelişimi

  Fransız Devrimi’ne Giriş Fransız Devrimi, yalnızca bir ulusun siyasi yapısını değiştiren bir hareket değil, aynı zamanda modern demokrasinin temellerini atan bir dönüm noktasıdır. Eric Hobsbawm’a göre modern dünyanın tarihsel süreci iki olay ile başlamıştır, İngiltere’de ortaya çıkan Endüstri Devrimi ve Fransa’da ortaya çıkan Fransız Devrimi. (Hobsbawm, 1962) Devrimin ortaya çıkışı, Fransa’nın içinde bulunduğu siyasi, ekonomik ve toplumsal sorunlarla yakından ilişkilidir. 18. yüzyılın sonlarında Fransa, ekonomik, toplumsal ve siyasi bir kriz içerisindeydi. Mutlak monarşi, halkın ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaktı ve Kral XVI. Louis’in yetersiz liderliği devleti zayıflatıyordu. Toplum, vergiden muaf tutulan din adamları ve soylular ile vergiler altında ezilen üçüncü sınıf (halk) arasında keskin bir ayrışmaya sahipti. Amerikan Devrimi’ne verilen mali destek ve 7 Yıl Savaşları, devleti mali bir krizin eşiğine getirmişti. Tarımsal üretimdeki düşüşle birleşen kıtl...

Avrupa’da Sosyal Demokrasinin Mevcut Durumu, Yeniden Yükselişi ve Geleceği Mülkiye Postası – 06.12.2024

Selin Çelik: Hocam, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için Mülkiye Postası adına size teşekkür ederim. Henüz çiçeği burnunda bir oluşumuz ve ilk röportajlarımızdan birini sizinle gerçekleştirmekteyiz. Mülkiye Postası’ndan biraz bahsetmek isterim. Giyotin Dergi çatısı altında röportajlar, söyleşiler, anket çalışmaları ve Mülkiye ile ilgili haberler yapmak üzere yola çıktık. Uzun ömürlü ve nitelikli bir oluşum olması için elimizden geleni yapıyoruz. Destekleriniz için tekrardan teşekkür ederiz. Dr. Öğretim Üyesi Uğur Tekiner: Rica ederim. SÇ: İsterseniz, ilk sorumuzla başlayalım. Öncelikle, Fransa ve Birleşik Krallık'taki sol partilerin zaferleri seçmen davranışlarındaki değişimi mi yoksa geçici bir tepki yansıtmakta ve uzun vadede bu desteği artırmak için nasıl bir vizyon gerekli? UT: Aslında çok yerinde ve güncel bir soru. Bu iki eğilimi de düşündüğümüzde, her ikisi de diyebilirim. Öncelikle, geniş bir perspektiften baktığımızda bu iki seçim zaferine sadec...