Ana içeriğe atla

MEKTEB-İ KARNAVAL: İZİNLİ İSYAN

 MEKTEB-İ KARNAVAL: İZİNLİ İSYAN

Yazar: Sude Naz Aktaş


Uyan ey Tüllab, bir bayram var bu Mayıs’ta! Hepimizin merakla, coşkuyla, çoğu zaman da “Acaba bu sefer ne olacak?” sorusuyla beklediği o şanlı geleneğe sayılı günler kala, akıllarda bir soru bırakarak ve yazı boyunca bu soruyu irdeleyerek okumanızı sağlama temennisiyle başlamak isterim.

Niçin İnek Bayramını kutlarız?

Her yıl aynı zaman diliminde; aylar öncesinden başlayan bir hazırlıkla, kavgayla, gürültüyle, coşkuyla hazırlanan İnek Bayramı nedir? Bu köklü gelenek içinde bulunduğu duvarları aşıp nasıl her defasında ses getirebilir?

Bu soruların cevabını kendi içinizde vermeye başladıysanız şayet, şimdi ben başlamak isterim: İnek Bayramı: 1859 İstanbul kuruluşlu Mekteb-i Fünun-u Mülkiye adıyla eğitim öğretimine başlayan, sonralarda adı Mekteb-i Mülkiye-i Şahane ve Mekteb-i Mülkiye olarak değiştirilmiş, en son ise şu anki bilinen adıyla 1950 yılından itibaren Siyasal Bilgiler Fakültesi olarak eğitim vermeye devam eden biricik okulumuzun şanlı geleneğidir.

Bizler nerede okuduğumuz sorulduğunda, çoğu zaman Mülkiye cevabını versek de eğer siz daha havalı gözükmek isterseniz, yukarıda bahsettiğim geçmiş adlardan birini söyleyerek karşı tarafta heyecan yaratabilirsiniz.

Biz konumuza dönelim: Bu bayramın temellerinin, okulun o dönemde yatılı olmasına ve bu durumun öğrenciler arasındaki bağları kuvvetlendirmesine dayandığı söylenmektedir. İnek figürü ise eski Mülkiyelilerden Bahri Savcı’nın deyimiyle: “Hem çalışkan öğrenciyi hem de toplumsal olaylara karşı duyarsız, ‘bön’ bir tipi simgelediği için sembol olarak seçilmiştir.” (Karataş, 2012)

Bu bayram; şimdilerde bütün okulca kan, ter ve gözyaşı ile sığmaya çalıştığımız, havalandırmasız canımız Aziz Köklü’müzde yapılan bir açılış konuşmasıyla başlar. İğne atsanız bulmanın imkansız olduğu bu salonda, şayet olur da oturup dinlenmek isterseniz, en önde daima boş bir koltuk görebilirsiniz. Ama siz yine de ayakta kalın, benden söylemesi.

Bu açılış töreni sonrası duasını okuyup bizlere “Âmin!” çektiren imamımızdan sonra Cebeci’de dosta güven, düşmana korku salan o kortej yürüyüşleriyle okulu tavaf eder; şanslıysak bin bir emekle getirilen kesime hazır ineğimizle birkaç fotoğraf çekinir, sonra mektebimizin orta kantin adı verilen toplanma alanına geçeriz.

Bölümler sırayla balkondan aşağıya uzanan fermanlarını okuduktan sonra, sıra o zevkli ana gelir. Bölümlerin birbirlerini taşlamasıyla birlikte kabaran tribün liderlerinin gazıyla yükselen bağrışmalar artar. Her bölüm fermanını okur, bestelerini söyler. Yenilen yemeklerin ardından sıra çoğumuzun panikle beklediği “çamur atmaya” gelir. Her koyunun kendi bacağından asıldığı bu merasim, herkesten farklı olan bayramlıklarını gururla taşıyan Kazgan ekibi tarafından adeta bizlere “Biz farklıyız ve gizliyi bileniz.” imajı vererek gerçekleştirilir. Korkunun ecele faydasının olmadığını kabullenerek çamurlarını yemeye gideriz.


Çamurlar yendikten sonra Feskom denilen bir garip topluluğun katkılarıyla Mülkiyeliler Birliği’nde tatlı tatlı eğlenip bu iki günü noktalarız.

Bakmayın böyle eğlenceli eğlenceli anlattığıma. Neden her sene bu zamanlarda karşı çıkılsa da bir şekilde yapmamıza izin verirler bu bayramı? Hoş, izin isteyen var mı bilmem ama neden dışarıdan bakıldığında bir çeşit karnavala benzeyen bu bayramda, kılık değiştirip aylar öncesinden hazırlanmaya başlanılır?

Karnaval dememe kızıp “Sirk mi burası?” tarzı yorumlar yapacak olan değerli mektep arkadaşlarıma karnavalın tanımını yapmak isterim. Karnaval; birçok kesimden topluluğun yılın belli dönemlerinde bir araya gelerek yarı gerçek, yarı oyun şekilde hayatın tüm hiyerarşik düzenine karşı çıkılarak bireylerin farklı bir biçimde iletişime geçtiği sahnedir. (Bakhtin, 1984).

Anlaşıldıysa devam ediyorum. Karnavallarda soytarı kral olur, kral maske takıp halka karışır. Parodi kavramı ise karnavalda önemli bir yer tutar. Parodi; ciddi yüce değerlerin, eserlerin, insanların ve durumların alay edilerek taklit edilmesidir. Bu aslında bir dünyevileştirmedir. Soyut olanı somut olana çevirmek ve onların yüceliğini sarsmaktır. Bu sebeple mizah ve gülmece karnavalda çok önemlidir. (Bakhtin, 1984).

Bu yüzden bize ait bu karnavalda kılık değiştirir, yukarıda da bahsettiğim gibi soyut olanı somut olana çevirmeyi olağan kılarız. Victor Turner bu kültürle alakalı, “O anlık paylaşılan kahkaha, insanlar arasında öyle bir bağ kurar ki, hiyerarşi geri dönse bile itaat artık eskisi gibi gönüllü değildir. İktidar artık gülünebilir olduğunu kanıtlamıştır.” der (Turner, 1969).

Kolektif coşku anlarında toplumsal bir tek vücut olma hali oluşur. Aynı şakaya gülmek dahi bir toplumsal cemaat oluşturur. Böyle anlarda kullanılan mizah ögeleri belki düşmanı fiziksel olarak yok etmez ama sembolik olarak yener. Bu sembolik olarak yenme hali içlerdeki birikmişliğin atılmasına, sonralarda oluşacak olası bir “gürültüye” ket vurulmasına olanak sağlar. (Durkheim, 1912/1995).

İnek bayramında da bunu yaşarız aslında. Daha önce de bahsettiğim gibi bir karnaval edasıyla her sene aynı zaman diliminde kutlamalarımızı yaparız.

Peki bu sonrasında oluşacak “gürültü” engellenmek isteniyorsa neden her defasında bu sene bayramı ya yasaklarlarsa korkusuyla, telaşıyla baş başa bırakılırız? 

Yasak olan yüzyıllardır insanoğluna en cazip gelen olmuştur hep. Hepimizin hikâyesi yasak olan o elmanın cazibesine dayanamayandan gelmemiş midir zaten?

Her defasında bir dedikodu atılır ortaya: “Acaba bu sene bayramı yapabilecek miyiz? Ya izin verilmezse ya taş koyulursa...” fısıltıları dönmeye başlar mektebin heybetli koridorlarında. Sonrasında sesler yükselmeye başlar. “Ne yasağı? Bu bayram bizim, elbet yapacağız!” denir ve günün sonunda o bayram hep yapılır.

Sökerek aldık rahatlığıyla iki gün boyunca tüm birikmişliğimizi maskelerimizin ardından kusarız.

Peki ya siz sevgili Tüllab, sizlere sorarım: Sonrasında oluşturacağımız olası bir “gürültünün” sonuçlarından korkulduğundan mı başta yasaklayıp en cazibeli haline büründürürler hep? En azına tamah edecek hale getirerek, elde ettiğimizde rahatlamamız ve o azla yetinmemiz için oynarlar mı bir kukla misali hislerimiz ve beyinlerimizle?

Karnavalımız otoriteyi yıktığımız bir an mıdır, yoksa bizzat o otoritenin gücünü kanıtlamak için ilan ettiği kontrollü bir “istisna hali” midir?

Benim sorgulatma iznimin sınırları burada bitse de kalan kısmını sorgulamayı siz sevgili mekteptaşlarıma bırakmak ve bir minik soru işareti bile bırakabildiysem bunun mutluluğunu yaşamak isterim.

Son olarak, bu kadar İnek Bayramı’mızdan bahsetmişken unutulmaz pankartlarımızdan birinde gördüğüm bir sözle kapanışı yapmayı hak bilirim:

Kenetlen, başka Mülkiye yok!


KAYNAKÇA

  1. Bakhtin, M. (1984). Rabelais ve dünyası (H. Iswolsky, Çev.). Indiana University Press. (Orijinal eser 1965 yılında yayımlanmıştır)


  1. Durkheim, E. (1995). Dini hayatın ilkel biçimleri (K. E. Fields, Çev.). Free Press. (Orijinal eser 1912 yılında yayımlanmıştır)


  1. Turner, V. (1969). Ritüel süreç: Yapı ve anti-yapı. Aldine Publishing.


  1. Karataş, P. (2012). Mülkiyede İnek Bayramı: Ritüel nitelikleri ve mülkiyeli kimliğinin oluşumundaki rolü. Milli Folklor, 24(96), 123–134.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Prof. Dr. Altuğ Yalçıntaş ile Alternatif İktisat Akımları: Heterodoks Yaklaşımlar / Mülkiye Postası 05.12.2024

Muhabir: Röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için Mülkiye Postası adına size teşekkür ederim. Henüz çiçeği burnunda bir oluşum olarak ilk röportajımızı sizinle gerçekleştiriyoruz. Giyotin dergi çatısı altında temelde röportajlar, söyleşiler, sonrasında anket çalışmaları ve Mülkiye Haberleri yapmak amacıyla yola çıktık. Uzun ömürlü ve nitelikli bir oluşum olması için elimizden geleni yapıyoruz. Destekleriniz için tekrar teşekkür ederiz. Prof. Dr. Altuğ Yalçıntaş: Her zaman. Muhabir: Hocam isterseniz yine kitabın en başından alalım. Sizin için iktisat nedir? A.Y: En zor yerden girdin. İktisat geleneksel olarak ekonominin bilimidir. Yani ekonomiyi açıklamak için uğraşan insanların bir araya gelerek yaptığı şeyin ismine iktisat diyoruz biz. Ama bu cevap yeterli olmayabilir çünkü bu sefer “ekonomi nedir?” sorusunu cevaplamamız gerek. Ekonomi yine geleneksel olarak üretim, tüketim ve bölüşüm alanlarının bir bütünü olarak tanımlanır. Bu alanlardaki faaliyetlerin yapısı teknoloji ...

İhtilaller ve İhtimaller Üzerine: Fransız Devrimi’nin Etkisiyle Demokrasinin Süreçsel Gelişimi

  Fransız Devrimi’ne Giriş Fransız Devrimi, yalnızca bir ulusun siyasi yapısını değiştiren bir hareket değil, aynı zamanda modern demokrasinin temellerini atan bir dönüm noktasıdır. Eric Hobsbawm’a göre modern dünyanın tarihsel süreci iki olay ile başlamıştır, İngiltere’de ortaya çıkan Endüstri Devrimi ve Fransa’da ortaya çıkan Fransız Devrimi. (Hobsbawm, 1962) Devrimin ortaya çıkışı, Fransa’nın içinde bulunduğu siyasi, ekonomik ve toplumsal sorunlarla yakından ilişkilidir. 18. yüzyılın sonlarında Fransa, ekonomik, toplumsal ve siyasi bir kriz içerisindeydi. Mutlak monarşi, halkın ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaktı ve Kral XVI. Louis’in yetersiz liderliği devleti zayıflatıyordu. Toplum, vergiden muaf tutulan din adamları ve soylular ile vergiler altında ezilen üçüncü sınıf (halk) arasında keskin bir ayrışmaya sahipti. Amerikan Devrimi’ne verilen mali destek ve 7 Yıl Savaşları, devleti mali bir krizin eşiğine getirmişti. Tarımsal üretimdeki düşüşle birleşen kıtl...

Avrupa’da Sosyal Demokrasinin Mevcut Durumu, Yeniden Yükselişi ve Geleceği Mülkiye Postası – 06.12.2024

Selin Çelik: Hocam, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için Mülkiye Postası adına size teşekkür ederim. Henüz çiçeği burnunda bir oluşumuz ve ilk röportajlarımızdan birini sizinle gerçekleştirmekteyiz. Mülkiye Postası’ndan biraz bahsetmek isterim. Giyotin Dergi çatısı altında röportajlar, söyleşiler, anket çalışmaları ve Mülkiye ile ilgili haberler yapmak üzere yola çıktık. Uzun ömürlü ve nitelikli bir oluşum olması için elimizden geleni yapıyoruz. Destekleriniz için tekrardan teşekkür ederiz. Dr. Öğretim Üyesi Uğur Tekiner: Rica ederim. SÇ: İsterseniz, ilk sorumuzla başlayalım. Öncelikle, Fransa ve Birleşik Krallık'taki sol partilerin zaferleri seçmen davranışlarındaki değişimi mi yoksa geçici bir tepki yansıtmakta ve uzun vadede bu desteği artırmak için nasıl bir vizyon gerekli? UT: Aslında çok yerinde ve güncel bir soru. Bu iki eğilimi de düşündüğümüzde, her ikisi de diyebilirim. Öncelikle, geniş bir perspektiften baktığımızda bu iki seçim zaferine sadec...