Mülkiye’den MİT’e: Zeynep Akıncı ile Söyleşi
Moderatör: Öncelikle hoş geldiniz Zeynep Hanım, Giyotin Dergi adına mülakat isteğimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. İsterseniz ilk sorumuzla başlayalım. Zeynep Akıncı kimdir? Ne okumuştur? Nerelerde çalışmıştır?
Zeynep Akıncı: Doğum tarihimi de söyletiyorsunuz! Zeynep Akıncı Mülkiyeli, emekli bir devlet memuru. 1946 doğumluyum. Mülkiye’de beş yıl okudum. Birinci sınıfta kaldım. İki yılda ikinci sınıfa geçebildim. Kamu yönetimi, o zamanki adıyla İdari Şube mezunuyum. Valla 36 yıl kadar çalıştım, bunun sadece 14 yılı MİT’teydi. Onun dışında özel bir Türk-Amerikan halkla ilişkiler şirketinde bir yıl çalıştım. Böyle, bir geçiş oldu o bana. Sonra GAP İdaresine girdim. GAP İdaresinde de 12 yıl çalıştım. Ondan sonra çeşitli sosyal projeler… Doğu Ergil, tanır mısınız onu? Sizin fakültede öğretim üyesiydi. O birtakım sosyal projeler yapıyordu, onun yaptığı projelerden birkaçında da koordinatördüm. Bir üç dört yıl da onunla birlikte çalıştım. Şu anda emekliyim. Ama genellikle faal bir insanımdır, öyle evde oturan bir tip değilimdir. Resim kurslarına gittim, dil kurslarına gittim, seyahatlere gittim, porselen boyamaya gittim, arkadaş buluşmalarını organize etmeyi severim, bizim mezuniyet yıl dönümlerimizin organizasyonunda hep çalıştım… Zeynep Akıncı budur.
Moderatör: Zamanınızda Milli İstihbarat Teşkilatı ne yapardı? İstihbarat nedir?
Zeynep Akıncı: Benim çalıştığım dönemde, ki ben 1987’de ayrıldım. 40 yıl oldu neredeyse oradan ayrılalı. Ondan sonra MİT Kanunu zannediyorum iki kere değişti. Şimdiki durumunu hiç bilmiyorum. Ama benim zamanımda danışma işi yapan bir kuruluştu Milli İstihbarat Teşkilatı. Yani devlet kuruluşlarının istihbarat ihtiyacını karşılayan, onlara danışmanlık hizmeti veren, operasyon yapmayan bir kuruluştu. Eski MİT’i size bu şekilde anlatabilirim.
Şimdi şöyle bir şey var, devlet kuruluşlarının niye istihbarata ihtiyacı vardır? Her alanda; askeri alanda, siyasi alanda, ekonomik alanda… O ihtiyacı bize MİT bildirir, biz ona ilişkin haber toplarız, o haberi değerlendiririz, kıymetlendiririz, istihbarat haline getiririz, ilgili devlet kuruluşlarına dağıtırız. Ondan sonra o bilgiden, o istihbarat ihtiyaçları doğar. Böyle bir çemberdir o, öyle düşünün. Onların güvenlik ihtiyacını karşılayan, bilgileri toplayan, değerlendiren ve onlara ileten bir kurum. O ilettiğimiz bilgiler dahilinde de yeni istihbarat ihtiyacı çıkar. Ben o istihbarat çarkının, bilgi işleyen ve dağıtan bölümü diyeyim, oralarda çalıştım. Yani haber toplamayı bilmem.
Hiçbir zaman ham bilgi istihbarat değildir. Mesela onun için hiçbir zaman internetten, sosyal medyadan aldığınız bilgiye çok fazla güvenmeyeceksiniz. Çünkü bilgiyi siz kendi temel bilginizle karşılaştıracaksınız, kaynak güvenilir mi değil mi onu değerlendireceksiniz. Bir bilgiyi değerlendirebilmek için çok prosedürden geçirmek lazım. Onun için ben bu sosyal medyayı çok faydalı görmüyorum.
Moderatör: İstihbarat zaten kelime anlamı olarak “akıl” anlamına geliyor.
Zeynep Akıncı: Tabii, bir akıl yürütme işi. Öyle oradan aldığını buraya söyleyemiyorsun, söylememen gerekiyor. Gazetecilikte de böyledir. Her duyduğunu, dedikoduyu yazamazsın. Kaynağını kontrol etmen lazım; kimdir, nedir? Meşhur 5N1K var ya onları değerlendirmen gerekiyor. Onlardan herhangi biri eksik olunca o tam bilgi istihbaratı olmuyor. Siz kamuoyu diye bir ders görüyor musunuz? Mesela bir onu araştırın. Bizim zamanımızda yeni çıkmıştı. Nermin Abadan o dersi bize vermişti. Çok faydasını gördüm ben. Hem MİT’te hem GAP’ta çok faydasını gördüm. Onun bir kitabı, ders notları varsa onu araştırın. Çok faydalı bir dersti. İçeriği kamuoyu meseleleriydi. Kamuoyu nedir, nasıl oluşur, nasıl işlenir, faydası ne, zararı ne? Her türlü… Kamuoyu çok önemli bir şey çünkü.
Moderatör: Özellikle sosyal medyayla birlikte insanlar artık çok farklı şekillerde farklı farklı yerlerde organize oluyor. Sosyal medya çağında aslında çok kolay kamuoyu oluşabiliyor, iyi yönde ya da kötü yönde.
Zeynep Akıncı: Hele şimdi bir de yapay zekâ çıktı. Üstüne tuz biber ekti. Kamuoyu dersi bunları işlerdi. Algı nedir, olgu nedir, olgunun önemi ne? Gerçekten çok faydalı bir dersti. Bulursanız araştırın, Nermin Abadan’ın dersi. Kitabı var mı yok mu bilmiyorum çünkü bizim dönemimizde daha yeni o, bu dersi kabul ettirip bize vermişti.
Moderatör: Peki, MİT’teki göreviniz, bulunduğunuz pozisyon neydi?
Zeynep Akıncı: İşte, haber değerlendirme pozisyonu.
Moderatör: Dış İstihbarat Dairesi ne iş yapar? Siz oradaydınız galiba?
Zeynep Akıncı: Dış istihbarat, dış ülkelerden Türkiye’ye yönelik muhtemel tehditleri değerlendiren ve onla ilgili istihbarat yapan ve o istihbaratı da ilgili kuruluşlara -çoğu zaman Dışişleri, Milli Savunma olmak üzere- dağıtan bir bölüm.
Moderatör: Bir şehir efsanesi var, “İstihbaratın %99’u açık kaynaktır.” diye. Bu söylem ne kadar doğrudur? Bu kullanılan açık kaynaklar nelerdir?
Zeynep Akıncı: Doğrudur bu söylem. Gazete haberleri, dergi haberleri… Mesela ben bir ara ekonomik istihbaratta çalıştım. Ekonomik istihbarat çok zordur genellikle. Ama mesela İngiliz kaynakları, Amerikan kaynakları, süreli dergiler vs. oradan alınır bilgiler. Tehdit olması muhtemel, devletin temel yapısıyla, onla ilgili bilgileri de karşılaştırarak bir analiz yapıp bir sonuç çıkarırsın. Ondan sonra da işte o bir değerlendirme olur. İstihbaratı oluşturursun ve dağıtırsın. Ama doğrudur. Yani %95’i açık kaynaklardan sağlanır. Yalnız şöyle bir durum var; şimdi ben bakıyorum, genellikle böyle, MİT mensubu olmak çok gizemli, bir itibar meselesi gibi algılanıyor. Aslında MİT mensubu daima perde arkasında olur. Yani öyle ortalık yerde “Ben MİT’çiyim.” diyemez kimse. Onun için onu diyenlerin de samimiyetine ve hakikiliğine çok fazla inanmamak gerektiğini düşünüyorum.
Moderatör: MİT’teki göreviniz sırasında size en çok lazım olan beceriler nelerdi?
Zeynep Akıncı: Birincisi dil bilgisi. İkincisi analiz-sentez yapabilme becerisi, ki onun çok büyük bir kısmını ben herhalde okulda temel olarak almışım. Üçüncüsü de vatan sevgisi herhalde.
Moderatör: Peki, göreviniz sırasında sizi zorlayan şeyler neydi?
Zeynep Akıncı: Hep perde arkasında olmak. Yakın arkadaşlarıma dahi nerede çalıştığımı söylememem gerekiyordu. Prensip olarak yani, çalıştığım yerin genel prensipleri olarak. O nedenle de çok sık yoğun bir ilişki yaşayamadım arkadaşlarımla. Ama oradan ayrıldıktan sonra o vakti telafi ettim.
Moderatör: Daha sonra görev aldığınız GAP’ta neler yaptınız?
Zeynep Akıncı: Ben GAP’ta böyle genel sekreter gibiydim. Halkla ilişkiler, basınla ilişkiler, koordinasyon… Güneydoğu Anadolu Projesi entegre bir proje, yani her sektörü ilgilendiren bir proje olduğu için bütün kuruluşların ona bir katkısı var. O katkıyı koordine eden bir kuruluştu GAP İdaresi. Yatırımcı bir kuruluş değildi. Yatırımcı kuruluş daha ziyade Devlet Su İşleri ve çoğunlukla Tarım Bakanlığı… Ama bütün kuruluşların, üniversitelerin, belediyelerin, sivil toplum kuruluşlarının her birinin katkısı olması gerekiyor projeye. Onun için projeyle ilgili, onları bilgilendirecek koordinasyonu sağlayan bir birim GAP idaresi. Ben de genellikle koordinasyon ve halkla ilişkiler alanlarında çalıştım, teknik bir çalışan değildim.
Moderatör: Bu iki görev yerinizi karşılaştıracak olursanız, sizi zorlayan veya şaşırtan unsurlar nelerdi?
Zeynep Akıncı: GAP’ta pek zorlanmadım ben. Çok çabuk adapte oldum zaten, genelde, Mülkiyeliler her işe her göreve kolay adapte olurlar. Umarım hala öyledir. Her kuruluşun yapısını, misyonunu, vizyonunu kolay kavrarsınız ve ona göre de hareket edersiniz. Çok zorluk çektiğimi söyleyemeyeceğim.
Moderatör: MİT’ten emekli olduğunuzda mı ayrıldınız, ne zaman ayrıldınız?
Zeynep Akıncı: Emekli oldum da ayrıldım. Şanslıydım, çünkü o zaman yaşın ne olursa olsun yirmi yılı doldurunca emekli olabiliyordun. Üstelik ben bir Dışişleri mensubuyla evliydim ve orada çalıştığım sürece de iki kere yurt dışına gitme durumum oldu. O zaman da bir ücretsiz izinli durumu vardı, yani terfi etmiyordum ama kadromu koruyordum. Mesela gidip üç yıl Mısır’da ve Belçika’da kaldım. Dönüp tekrar bıraktığım noktadan devam edebiliyordum.
Moderatör: Bir MİT mensubu olarak Dışişleri mensubu biriyle evli olmak nasıldı? Sosyal hayatınızda sizin ve eşinizin işlerinizin etkisi oluyor muydu?
Zeynep Akıncı: Hemen hemen aynı gibi. Ben mesela tabii ki işimi söylemiyordum kimseye. Ev hanımı gibi davranıyordum, orada iş yapmıyordum. İşin en zor tarafı perde arkasında olmak, ama o da işin esası. Hatta bir keresinde bir dış seyahatte, eskiden Dışişlerinden tanımış olduğum bir idari memurla karşılaştık. Çok şaşırdı. Çünkü adım da farklıydı. Adamcağız bozuntuya vermedi ama müthiş şaşırmıştı, ben de baya eğlenmiştim doğrusu.
Moderatör: Biz merak ediyoruz, nedir bu “Devlet Aklı”? Var mıdır, yok mudur?
Zeynep Akıncı: Hiçbir fikrim yok. O bir şehir efsanesi, bana göre. Hakikaten bilmiyorum. O da böyle mistik kelimelerden biri: “Ben MİT mensubuyum, Devlet Aklı şu…”.
Moderatör: Bazı noktalarda o mistik unsurları perde arkasında olan şeyler gibi gösterip, araçsallaştırabiliyorlar.
Zeynep Akıncı: Var öyle, ben çok duyuyorum. Hatta bazı tanıdığım insanları dışarıda görüyorum mesela, bir itibar, bir ilgi. “Kim bu?” diyorum. “MİT’ten MİT’ten…” diyorlar. Ben de “Öyle mi?” falan diyorum. Yani bunu bir tanınmışlık ve popülerlik kaynağı olarak kullanmamak gerekiyor hakikaten. Aslında normal bir devlet memurundan hiç farklı değilsin. Normal bir devlet görevi yapıyorsun.
Moderatör: Çok haklısınız. Verdiğiniz değerli bilgiler ve bize ayırdığınız vakit için teşekkür ederiz. Tanıştığımıza çok memnun olduk.