Ana içeriğe atla

Kayıtlar

BEYAZ KAPILAR

  BEYAZ KAPILAR           Yazar: Şirin Güçlü Sibel’in balkonuna çıkar çıkmaz taşınacağını anladığı bu apartman, 1978’de son hâlini alırken bütün dış kapılar beyaza boyanarak tamamlanmış ve geçen yılların eskittiği kapıların sadece beyaz olanlarla değiştirilmesine izin verilmişti. Kat kat üst üste dizilmiş bu hayatların aynı renge hapsedilmesi ve Sibel’in kendi dağınıklığından kaçmak istemesi, onu beyaz kapıların ardında kalan bütün hayatların benzer olduğu gibi saçma ama tutarlı bir inanışa sürüklüyordu. Ta ki sol ayağını kırıp apartmanın kapısını gören masasında mahsur kalana dek.           İlk günler, Sibel’in çalışmaya başladığı saatlerde takım elbiseli orta yaşlı bir adam, biri diğerinden biraz büyük iki küçük kızın ellerinden tutarak hızlıca arabaya götürüp yola çıkıyordu. Sibel, çocukların seslerinden bu adamın ve küçük kızların alt kat komşuları olduğunu anladı. Çocuklardan du...

Tanımadığımız İnsanlara Dair Kurduğumuz Hayatlar

  Tanımadığımız İnsanlara Dair Kurduğumuz Hayatlar Yazar: Shakhrizoda Khotamova Geçen gün parkta, herkesin bir yerlere yetişmeye çalıştığı o bildik telaşın ortasında, kalabalığın biraz dışında kalan eski bir bankta oturuyordum. Hava ne tam soğuktu ne de sıcak; hani insanların montlarını giyip giymemek arasında kararsız kaldığı o garip mevsim günlerinden biriydi. Şehir her zamanki gibi kendi gürültüsüyle boğuşuyordu. Ayak sesleri birbirine karışıyor, uzaktan gelen çocuk sesleri ve trafik uğultusu havada asılı kalıyordu. Kimse kimseye bakmıyordu. Herkes kendi zihnindeki düşüncelerin peşinde, bir sonraki durağına odaklanmıştı. Tam o sırada, kalabalığın içinde aslında hiç dikkat çekmeyecek kadar sıradan ama benim için bir o kadar da farklı biri gözüme takıldı. Elinde bir kahve bardağı vardı. Ama içmiyordu, sadece tutuyordu. Bardağı iki eliyle öyle bir kavramıştı ki, sanki o bardak olmasa ellerini nereye koyacağını bilemeyecek gibiydi. Kahvenin buharı çoktan kesilmişti; bardağın buz gib...

LA LIBERTE

  LA LIBERTE Yazar: Kavuksuz Özgürlüğün algılanması ve oluşturulma biçimi; Antik Zaman, sonrasındaki tarımla beraber yerleşik hayata geçilmesi, Sanayi Devrimi akabinde küreselleşmeyle beraber yerleşen kapitalist dünya ve şu anki biz. Yahu bu özgürlük nedir, kendi özgürlüğünüzü nasıl tanımlarsınız? En son ne zaman düşündünüz bunu?  Bir zamanın ilköğretimindeki (şimdi ilkokul olarak bilinen) güzel öğretmenlerimiz, “Birinin özgürlüğünün başladığı yerde, sizin özgürlüğünüz biter.” diye öğretirdi.  Benim yerime karar verilmiş birçok olguyla hayatımı sürdürmeye çalışıyorum. Bana sunulan seçeneklerin arasında “tercih” yaptığım algısı oluşturuluyor ve özgür olduğum “sanısıyla” seçiyorum. Bunu ilk fark ettikten sonra çok bozulmuştum.  “Ben özgür değilim ki” bu asiliği, olgunlaşınca aştıktan sonra, sistemin ne kadar büyük olduğunu tecrübe etmek, etrafımı gözlemleyebilecek objektifliğe kavuşmamla işin rengi tekrar değişti.  Pazarlanan Amerikan rüyası ne kadar ideolojikti, ...

IŞIĞIN VE KARANLIĞIN DANSI

  IŞIĞIN VE KARANLIĞIN DANSI Yazar: Ceyhun Yusuf Özkeskin "Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir." der Filozof Heraklites. Bu düşüncesini açıklarken de "Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz." metaforunu kullanır. Dünyanın sürekli değişmesinin insanlık için rahatlık sağlayan tarafları olduğu gibi ruhu zedeleyen yanları da oluyor. Günümüzde rutin olarak yaptığımız eylemler, kullandığımız aletler; etrafımıza baktığımızda gördüklerimiz, izlediklerimiz, dinlediklerimiz ve hatta hislerimiz bile gittikçe tekdüzeleşmekte, grileşmekte ve diğer bir söyleyişle "ruhsuzlaşmaktadır". Caddelere park etmiş arabalara, şehir sokaklarının tasarımlarına, mağazalara ve yaşam alanlarına dikkat ettiğimizde her şeyin aynı renklerde ve tonlarda olmaya başladığını görmekteyiz. Bu durum sadece ülkemizde değil dünyanın pek çok yerinde, Madrid’de, Tokyo’da, New York’ta da yaşanmaktadır. İnsanların gelmesini sağlamak için ilgi çekici olması gereken binalar bile tek tek “hastane esteti...

SAVAŞIN ERİL YÜZÜ

  SAVAŞIN ERİL YÜZÜ Yazar: Naz Gezgin           Savaş, insanlığın kendisi kadar eski bir olgudur. Binlerce yıldır dünya üzerinde sayısız sebepten savaşlar çıkmış, sayısız can verilmiştir. Savaşların; etnik yapı, sınıf, din ve mezhep gibi pek çok sebebi bulunur. Bu nedenler arasında en dikkat çekeni, bir grubun diğeri üzerinde kurmaya çalıştığı iktidar ve tahakküm arzusudur. Daha spesifik bir düzlemden bakacak olursak savaş; erkek hegemonyasının "düşmanlarına" karşı verdiği bir mücadeledir. Kadınlar açısından savaşlar, önemli birer kırılma noktasıdır. Savaş; toplumların aile yapısını, kadının statüsünü, iş ve kamusal hayattaki yerini kalıcı olarak değiştirmiştir. Psikolojik travmalardan, kayıplardan ve yıkılan evlerden; daha özgür ve bağımsız kadın figürleri doğmuştur. Savaşların geleneksel patriarkal düzenin çarklarını zorunlu olarak durdurması, feminizm hareketini toplum içinde yaymış; hak arayışlarını ateşlemiş ve şiddetlendirmişt...

Otoriter Macaristan’ın Hikâyesi

  Otoriter Macaristan’ın Hikâyesi Yazar: Murat Arda YAVUZ Macarlar 1990 yılında demokrasiye geçerken gelecekten umutluydu. Tüm ülkelerde sosyalist rejimler bir bir yıkılıyor, dalga dalga yayılan liberalizm tüm dünyada özgürlük rüzgârları estiriyordu. Bu “neoliberal” iyimserlik döneminde ateşli konuşmalarıyla dikkat çeken genç Viktor Orbán, ülkesinin gelecekteki on yıllarına damgasını vuracaktı. Orbán ve partisi Fidesz uzun süre ülke siyasetindeki baskın iki güçten biri oldu, nihayet 2010 yılında çok büyük bir destekle iktidara geldi. Muhalefetin erimesiyle Fidesz ülkedeki baskın parti konumuna yükseldi ve ardı ardına birçok seçim kazandı. Orbán Anayasa’yı baştan yazdı, medyayı tekeline aldı ve muhaliflerin siyaset alanını giderek daralttı. (Lendvai, 2017). 2015 göç kriziyle birlikte sağ-popülist ideolojiyi tam olarak benimseyerek ülkesini giderek otoriterleştirdi. AB fonlarını dağıtarak kendi siyasi elitini oluşturdu. Muhaliflere karşı acımasız bir dil takındı; onları “Sorosçu”, Uk...